Gastroenteroloji

Gastroenteroloji

Gastroenteroloji Nedir?
Gastroenteroloji ağızdan başlayarak, yemek borusu, mide, ince bağırsak, kalın bağırsak, karaciğer, safra yolları ve pankreas hastalıklarıyla ilgilenen bir bilim dalıdır. Sindirim sistemiyle ve karaciğerle ilgili tüm hastalıklar gastroenteroloji bölümünün alanına girer.
Gastroenteroloji Bölümü Hangi Hastalıklara Bakar?
Gastrointestinal Kanal Hastalıkları
Gastrointestinal sistemin ilk kısmı olan özofagus (yemek borusu) hastalıkları, mide yanması, yutma güçlüğü ve ağız kokusu gibi semptomlarının sebebi olabilir.
Reflü
Asit, safra ve mukustan oluşan mide salgılarının yemek borusu veya ağıza kadar yer değiştirmesi gastroözofageal reflü hastalığı” (GÖRH-reflü) olarak tanımlanır.
Reflü hastalığı, ağıza kadar gelen acı tat ve yiyecek hissi ile kendini gösterir. Yemek borusunun iç tarafında gelişen ödeme bağlı olarak boğazda bir yumru hissine neden olabilir.
Yine aynı şekilde göğüs ağrısı gibi şikayetlere neden olabilir. Bu nedenle kalp hastalıklarıyla da karıştırılabilir. Reflü demir eksikliği anemisi, ses kısıklığı, larenjit, farenjit, sinüzit, otit, pnömoni, geniz eti sorunları, astım, diş çürükleri, kuru öksürük, ağrılı yutkunma ve yutma güçlüğü, hıçkırık, uyku problemleri gibi başka sağlık sorunlarına da neden olabilir.
Reflü Tanı ve Tedavisi Nasıl Yapılır?
Reflü Tanısı
Gastroskopi: Mide kapağı ve yemek borusundaki hasar durumu incelenir. Gerek duyulursa mideden doku örnekleri alınabilir.
pHmetre: Yemek borusuna kaçan asit miktarını ölçmek için kullanılır. Manometre: Reflüye yol açabilecek başka bir sorun olup olmadığını incelemek için kullanılır.
Reflü Tedavisi
Hekimlerin sunduğu  diyet programları, asit giderici, yemek borusu ve midenin düzenli çalışmasını sağlayacak ilaçlar hastalığın tedavisinde etkilidir. Reflü, yaşam tarzı değişiklikleriyle veya ilaçlarla düzelmiyorsa veya mide fıtığı gibi anatomik bir soruna bağlı ise reflü ameliyatı söz konusu olabilir.
Akalazya
Akalazya özefagusta (yemek borusu) besinlerin yutulması işlevinde rol alan kasları kontrol eden sinir hücrelerinin bozulmasından veya kaybından kaynaklanır. Oluşan bozukluk nedeniyle yutma güçlüğü yaşanır.
Akalazya tanı ve tedavisi nasıl yapılır?
Akalazya Tanısı
Endoskopi: Ucu kameralı esnek bir cihaz yardımıyla yemek borusu ve karnınıza açılan kapakçığın doğrudan incelenmesidir.
Özefagogram (Baryumlu özefagus grafisi): Baryum adı verilen bir kontrast madde yutturularak, özofagus hareketlerinin görüntülenmesidir.
Manometri: Yemek borusunun sıvı veya katı gıdalara uyguladığı basınç miktarının ölçülmesidir. Bu test ile ilgili kasların kasılmalarındaki basınç artışı incelenir.
Akalazya Tedavisi
Pnömatik dilatasyon: Endoskopik yöntemle yemek borusunun içine bir balon gönderilerek, yemek borusu ve mide arasındaki kapakçıktan geçirilir ve daha sonra şişirilir.
Botoks enjeksiyonu: Botoks, kasların kasılmasını engelleyen bir ilaçtır. Botox, özefagus ile midenin birleştiği kapak açıklığını gevşetmek için bu kapaktaki kaslara enjekte edilebilir.
Miyotomi: Mide ve yemek borusu arasındaki kapağı genişletmek ve gevşetmek için yapılan ameliyatlardır. Miyotomide, bu kapağın bazı kasları kesilir. Bu tip cerrahi işlemler genellikle akalazya hastalarında  uzun süreli rahatlama sağlar.
Barrett Özofagus
Reflü hastalığının kronikleşmesi sonucunda, mide içeriğinin içerdiği asit  özefagustaki hücrelerde değişime neden olur. Bu durum Barrett özefagusu olarak adlandırılır.
Tanı Yöntemleri
Barrett özefagus endoskopi işlemlerinde özofagus iç duvarının görüntülenmesi ve biyopsi ile tespit edilir.
Tedavi Yöntemleri
Barrett özefagusu tanısının konması halinde, displazi adı verilen kanserleşmeye yatkın olma durumu yoksa, reflü hastalığının tedavisi ile periyodik aralıklarla endoskopi yaptırılarak hastalığın kontrol altında tutulması ve gözlenmesi yeterlidir.
Barrett özofagus hastalığında özefagus hücrelerinde bir displazi veya kanser hücresi varsa kitlenin veya etkilenen alanın endoskopik veya açık cerrahi tekniklerle çıkarılması gerekir.
Barrett özofagus tedavileri arasında sorunlu bölgenin fiziksel olarak çıkartılması işlemi olan endoskopik mukozal rezeksiyon ve sorunlu bölgenin lazer, ilaç, radyofrekans veya kontrollü elektrik ile işlevsizleştirilmesini sağlayan ablasyon yöntemleri önemli yer tutar.
Endoskopik işlemlerden fayda sağlayamayacak, kanserleşmiş, büyük ve yayılmış lezyonlarda ise açık cerrahi yöntemleri tercih edilir. Bu durumda hastalığın seviyesine göre kitlenin çıkartılması, kimi hastalarda ise özefagusun çıkartılması işlemi yapılmaktadır.
Özofajit
Özofajit; Özofagusun inflamasyonudur. Enfeksiyon, kimyasal travma veya mide içeriğinin reflüsüne bağlı olarak oluşabilir.
Özofajit tedavisi, özofajite neden olan etkene bağlı olarak değişir. Enfeksiyon durumlarında antibiyotik tedavisi uygulanırken, gastroözofageal reflüye bağlı olarak gelişenlerde mide asidini azaltan ilaçlar verilir.
Hastalık tanısı gecikirse özofagus bölgesinde hasar artar ve bu hasara bağlı komplikasyonlar gelişebilir. Bunlardan en önemlileri özofajite bağlı özofagus darlıkları ve özofagus mukozasındaki değişimlerdir. Uzun süre tedavi edilmeyen ve ilerleyen olgularda özofagus kanserinin gelişme riski artar.
Özofagus Kanseri
Özofagusun besinlerle temas eden iç yüzeyi yassı epitel (skuamöz) hücrelerle kaplıdır; bu hücrelerin kanserleşerek kontrolsüz çoğalmasına skuamöz hücreli karsinom (yassı hücreli kanser) adı verilir. Bu tür kanserler genellikle yemek borusunun orta ve üst segmentlerinde ortaya çıkar.
Özofagus hücrelerinin, özelikle özofagusun alt kısmında, mide içeriğinden etkilenmesi nedeniyle sindirim sisteminin alt bölgelerindeki organlarındaki hücrelere benzeşip (intestinal metaplazi), kontrolsüz çoğalarak kanserleşmesine ise özofagus adenokanseri adı verilmektedir.
Bu iki ana türün dışında, nadiren özofagus sarkomları (kas hücrelerinden kaynaklanan kanser türü) da görülebilmektedir.
Özofagus kanseri tanısı:
Endoskopi: Tanı için genellikle ilk başvurulan tetkik yöntemi olan endoskopide, yemek borusu mini bir kamera yardımıyla görüntülenir ve gerekli durumlarda patolojik incelemeler için örnekler alınır.
Özofagus ve Mide Röntgeni (Baryum Yutma Testi): Bu test özofagustaki anatomik değişiklikleri görüntülemek için kullanılır. Röntgen ışınları altında tespit edilebilen sıvı bir ilacın yutulması ve yemek borusundan geçişi görüntülenir.
Bilgisayarlı Tomografi (BT) Taraması: Özefagus kanserinden şüphelenilen vakalarda, tümörün etraf organlarla teması, karaciğer ve akciğer metastazları olup olmadığı incelenir.
Endoskopik Ultrasonografi (EUS): Ucunda ultrasonografi cihazı bulunan esnek bir boru yardımıyla tümör üzerinde ses dalgalarıyla inceleme yapılır. Tümörün özefagus duvarının içerisindeki yayılımı ve derinliği ile çevresindeki lenf düğümlerinin durumu tetkik edilir.
Pozitron Emisyon Tomografisi (PET): Bu nükleer test, hücrelerdeki aktiviteyi ölçmek ve olası kanser dokusu hakkında bilgi almak için kullanıllır.
Mide Hastalıkları
Sürekli faaliyet halinde olan midenin gastrit, ülser, mide fıtığı, mide kanseri gibi birçok farklı hastalığı ortaya çıkabilir.
Gastrit ve Ülser gibi yaygın mide hastalıklarının tanısında şu yöntemlerden faydalanılır:
Helikobakter pilori testi: H. pylori bakterisi, durumun ağırlığına göre kan testi, dışkı testi veya nefes testi ile tespit edilir. Nefes testi için bireye radyoaktif karbon içeren küçük bir bardak berrak, tatsız sıvı içirilir.
H. pylori bakterileri bu sıvıyı midede parçalara ayırabilir. Bir süre sonra bireyin bir torbaya üflemesi istenir. Eğer H. pylori enfeksiyonu mevcutsa nefes örneğinde radyoaktif karbon bulunacaktır.
Endoskopi: Endoskopi ucunda kamera bulunan ve yaklaşık olarak bir metre uzunluğunda ve parmak kadar kalınlığı bulunan bir cihazdır. Endoskopi işlemi ise ağızdan hortumla girilerek yemek borusunun, onikiparmak bağırsağı ve midenin incelenmesine denir.
Bu sistem sayesinde doktor mide içinde ve ince bağırsaklarda iltihap belirtileri arar. Şüpheli bir alan bulunursa laboratuvar incelemesi  için küçük bir parça alınarak biyopsi gerçekleştirilir. Biyopsi ile mide astarındaki H. pylori varlığını da saptamak mümkündür.
Gastrit
Gastrit, mide zarı iltihabı türleri için ortak olarak kullanılan bir terimdir. Gastrit iltihabı çoğu zaman mide ülserlerine neden olan bakteri türünün enfeksiyonunun sonucudur. Bununla birlikte bazı ağrı kesicilerin düzenli kullanılması ve aşırı alkol tüketimi de gastrite neden olur. Mide astarı yaşla birlikte incelme eğilimi gösterir.
Bunun yanı sıra yaşı ilerlemiş bireylerde Helicobacter pylori enfeksiyonu veya otoimmün bozuklukların olması ihtimali daha yüksektir ve bu gastrit riskini artırır. Gastrit genel olarak iki şekilde ortaya çıkabilir. Bunlar aniden ortaya çıkan akut gastrit veya zamanla, yavaşça ortaya çıkan kronik gastrittir.
Ağır cerrahi müdahaleler, yaralanma, yanıklar akut gastrite, Vücudun kendi bağışıklık sisteminin mide hücrelerine saldırması ise otoimmün gastrit olarak adlandırılan bir tür gastrite neden olabilir.   Ülser
Ülser, Gastrointestinal sistemin herhangi bir yerinde, asit etkisiyle veya strese bağlı gelişen bir hastalıktır. Asitin zararlı etkisi bazen mide asidinin artması bazen da asit normal olsa bile mukozal defansın bozulması ile ortaya çıkar.
Ülser, en çok Helicobacter pylori (H pylori) denen bakterinin mide ve duodenumda yaptığı enfeksiyona ve ağrı kesicilerin  kullanımına bağlı gelişir. H. pylori asit salgısını artırır ve mukoza defansını bozar. Ağrı kesiciler ise sadece mukoza defansını bozar. Toplumun yaklaşık yarısı H. pylori taşıyıcısıdır.
Gastrit ve Ülser tedavisinde;
●      Sigara, alkol ve ağrı kesici kullanımının bırakılması ●      H2 blokerler ●      Proton pompa inhibitörleri ●      Antiasit ilaçlar ●      Sükralfat ●      H. pylori enfeksiyonuna yönelik antibiyotik tedavisi gerekir.
Hiatal Herni (Mide Fıtığı)
Hiatal herni, midenin, karın ve göğüs boşluğunu ayıran diyaframın içinden geçerek göğüs boşluğuna çıkmasıdır.
Mide fıtığında gastroözofageal reflü varsa ilaç tedavisi uygulanır. İlaç tedavisi başarısız olursa cerrahi gerekir. İleri vakalarda ameliyat endikasyonu doğar, çünkü gelişen komplikasyonlar ölümcül olabilir ve cerrahi tedavi uygulanmazsa hastalık sürekli ilerler.
Mide Kanseri
Mide kanserinin nedenlerinden biri Helicobacter pylori isimli bakteri enfeksiyonudur.
Mide kanseri çoğunlukla hazımsızlık diye tanımlanan şikâyetlerle ortaya çıkar. Bunun yanısıra kilo kaybı, karın ağrısı, bulantı-kusma, iştahsızlık, yutma güçlüğü, kanama, erken doyma, ülseri andıran ağrı, mide kanserinde görülen başlıca şikayetlerdir.
Mide Kanseri Tanısı
Gastroskopi: Gastroskopi esnasında esnek ve ucunda kamera olan bir boru yardımıyla ağızdan midenize girilerek midenin iç çeperi incelenir ve şüpheli bölgelerden alınan örnekler patolojik incelemeye gönderilir.
Kanser teşhisi konması halinde, hastalığın yaygınlığını saptamak ve uygun tedavi seçeneklerini tespit edebilmek için tomografi, MR ve PET gibi görüntüleme tekniklerine başvurulur.
Mide Kanseri Tedavi Yöntemleri
Diğer pek çok kanser türünde olduğu gibi mide kanseri tedavisinde de cerrahi yöntemler ilk seçenek olmak üzere, kemoterapi ve radyoterapi uygulamalarından faydalanılır.
Kanser ne kadar erken saptanırsa ve ne kadar az yayılmışsa cerrahi tedaviler o derece başarılı olur.  Yapılan cerrahilerde midenin büyük bir kısmı veya tamamı ile mide etrafındaki lenf düğümleri çıkarılır.
Kemoterapiler ise ileri evre hastalarda tümör büyümesini yavaşlatmak için, tümörü cerrahi olarak çıkartılabilir boyutlara indirgemek için veya cerrahi sonrasında nüks ihtimalini azaltmak için kullanılabilir.
Radyoterapi mide kanseri tedavisinde rutin olarak uygulanmaz ancak tümörlerin küçültülmesinde veya ileri evrelerde ağrı hissinin ortadan kaldırılmasında tercih edilebilir.
Bağırsak Hastalıkları
Bağırsaklar yediğimiz gıdanın emilimini sağlar. Bağırsaklarda sindirim sisteminin kronik olarak iltihabını içeren hastalıklar (inflamatuvar bağırsak hastalığı” (İBH)) gelişebilir. Spastik kolon ve polipler de çeşitli bağırsak hastalıkları arasındadır.
İltihabi Bağırsak Hastalıkları (Crohn Hastalığı ve Ülseratif Kolit)
Crohn Hastalığı
Sindirim sisteminin ağız boşluğu ile kalın bağırsak arasındaki tüm bölümlerini tutabilen, iltihabi bir bağırsak hastalığıdır. Bu hastalığın, sıklıkla ince bağırsağın son kısmını (ileum) ve kalın bağırsağın başlangıç bölümünü (çekum ya da kör bağırsak) tuttuğu bilinir.
Ülseratif Kolit
Ülseratif kolit, kalın bağırsakların iç yüzeyini döşeyen bölümün iltihaplanması ile seyreden bir hastalıktır. Olguların yaklaşık % 95’inde kalın bağırsağın son kısmı olan rektum bölümünün tutulumu görülür.
Kolon ve Rektum Hastalıkları
●      İrritabl bağırsak sendromu, ●      Polipler, ●      Anal fissürler (makat çatlaması), ●      Kabızlık, ●      Hemoroid ve hemoroide bağlı kanamalar , ●      Anal pruritus (anal kaşıntı) ●      Anal fistül ve apseler ●      Kolon kanseri
İrritabl bağırsak sendromu (Spastik kolon):
Spastik kolon, bağırsaktaki işlev bozukluğuna bağlı olarak gelişen bir rahatsızlıktır. Spastik kolon aynı zamanda huzursuz bağırsak sendromu veya irritabl bağırsak sendromu olarak da bilinir.
Spastik kolon rahatsızlığında bağırsak kasları kasılma fonksiyonunu doğru şekilde kullanamaz. Bu kasların istemsizce düzensiz çalışmaya başlamasıyla beraber bağırsağın içindeki maddeler boşaltılmak üzere hareketlendirilir.
Stres, Besin Hassasiyetleri, Beyin bağırsak bağlantısı, Enfeksiyonlar, Hormon dengesindeki düzensizlikler, Bağırsakta bakteri sayısının artması gibi nedenler hastalığın tetikleyicisidir.  Spastik kolit tedavisinde, antidepresanlar,
Antisiyolitikler, Antispazmodikler ve ağrı kesicilere başvurulur.
Hastalığa ait başlıca şikayetler:
●     Karın ağrısı, ●     Bulantı, ●     Çoğunlukla karın bölgesinin sol alt tarafında hissedilen künt ağrılar ya da kramplar, ●     Şişkinlik-gaz problemi, ●     Aniden gelen tuvalet ihtiyacı, ●     Midede yanma, ●     Rahatsızlığın ishal olarak gözlendiği bireylerde günde 3 defadan fazla dışkılama, ●     Kabızlık olarak gözlendiği bireylerde haftada 3 defadan az dışkılama
Polipler
Çocukluk çağında en sık kanama nedenlerinden biridir. 5-15 yaşları arasında görülür. Boyutları 2-20 mm kadar olabilir. Olguların yarısında tek polip olmasına karşın sayıları 10’a kadar çıkabilmektedir.
Hemen tamamı iyi huylu urlar olmakla birlikte patolojik inceleme şarttır. Rektal Polipin (Juvenil Polip) ilk belirtisi gaitada kan görülmesidir. Kramp tarzı karın ağrıları ve hafif ishal de yakınmalar arasında bulunabilir.
Tanı çoğunlukla muayene ile konulur. Şüpheli olgularda ilaçlı kalın bağırsak filmi veya endoskopik muayene yapılmalıdır.
Rektal Polipin tedavisinde genel anestezi altında anal yoldan girişim uygulanır. Günübirlik cerrahi şeklinde yapılabilir.
Anal Fissür (Makat Çatlağı)
Bilimsel ismi ile anal fissür, halk arasında yaygın ismiyle makat çatlağı, makat bölgesinde en sık görülen ağrılı sorunların başında gelir.
Dışkılama sırasında yırtılır tarzda ya da küçük bir cam parçası çıkarır tarzda şiddetli ağrı ya da acı hissine bazen küçük kanamalar eşlik eder.
Tedavi için nitratlı veya bitkisel kremler, botoks uygulaması, cerrahi tedaviler gibi yöntemler kullanılır. Tedaviler sonrası gerekirse biofeedback (yeniden bağırsak eğitimi) uygulamaları ile dışkılama fizyolojisi düzenlenir.
Kabızlık
Kabızlık, bağırsak hareketlerinin zor veya normalden daha az gerçekleştiği durum anlamına gelir. Kabızlığın bir diğer adı konstipasyondur.
Muayene bulguları normal olan ve risk faktörü bulunmayan hastalarda kabızlığın, posasız beslenme ve hareketsizlik gibi nedenlerle ortaya çıktığı tespit edildiğinde yalnızca beslenme ve kronobiyoloji önerileri sunulur.
Yaşam tarzı ile açıklanamayan kabızlık sorunu olanlarda ise karın ağrısı, kilo kaybı gibi başka sorunlar da varsa, tanı için kolonoskopiye başvurulur.
Hemoroid
Hemoroid rektumun ve anüsün en alt kısmında, anal kanalın sonunda bulunan genişlemiş damarlardır. Bu kan damarlarının duvarları bazen gerilerek genişler, şişerek tahriş olur ve makatın dışına çıkarlar.
Hemoroidler iç ve dış hemoroidler olarak ikiye ayrılır ve belirtilerine göre dört farklı derecede ölçülürler.
Dış hemoroidleri fiziksel muayene yöntemiyle teşhis etmek mümkünken, iç hemoroidleri teşhis etmek ve olası diğer tıbbi sorunların varlığını kontrol etmek için rektoskopi, proktoskopi, anoskopi, sigmoidoskopi ve kolonoskopi gibi daha karmaşık muayene yöntemleri gerekebilir.
Hemoroid tedavisi için eğer varsa, öncelikle altta yatan kabızlık yada ishal gibi sorunlar giderilerek barsak fonksiyonlarının düzenlenmesi sağlanır. Eğer semptomlar kendiliğinden düzelmiyorsa hap, fitil, krem, pomat ve mendil gibi farklı ilaç formları kullanılır.
İlaç tedavisine dirençli ve yüksek dereceli hemoroidlerde, sıkışma ve tromboz gibi komplikasyonlara neden olan hemoroidlerde ise cerrahi tedavi yöntemlerine başvurulur.
Cerrahi tedavi yöntemleri arasında bant ligasyon, skleroterapi, klasik cerrahi yöntemlerle hemoroidektomi operasyonu, ya da lazer ile operasyon vardır.
Perianal Fistül ve Apse
Perianal fistüller kronik ve sıkıntılı bir hastalıktır. Anal ya da perianal fistülün bir ağzı anüs etrafında görülürken diğer iç ağzı ise bağırsak içinde anormal bir yol şeklinde gelişir.
Özellikle nüks eden hastalarda, olası kas harabiyetleri açısından anal basınçlar da anorektal manometre incelemesiyle değerlendirilir.
Fistül tedavisi mutlaka cerrahi müdahale gerektirir. Anal pruritus (anal kaşıntı) Anal pruritus (kaşıntı) makat bölgesinde genellikle kronik olarak görülen bir sorundur.
Bu sorun, bazen kıl kurdu gibi parazitler ya da “psoriasis” gibi bazı deri hastalıklarına bağlı olarak, bazen de hemoroidal hastalık, anal fissür, crohn hastalığı, anal bölge kanserleri gibi sorunlara ek olarak gelişebilir.
Muayene sıraasında Anoskopi, rektoskopi, sigmoidoskopi, kolonoskopi, dışkı analizi, deri biyopsisi ya da alerji testi gibi çeşitli tanı yöntemlerine ihtiyaç duyulabilir.
Kolon ve Rektum Kanseri (kolorektal kanserler)
Kolon ve rektum kanserleri çoğunlukla bu bölgelerdeki poliplerden kaynaklanır. Dünyada her yıl yaklaşık bir milyon kişi kolon ve rektum kanseri tanısı almaktadır.
Yaklaşık 1, 5 metre uzunluğunda olan kalın bağırsağın iç yüzeyinde oluşan kanserlere kolon kanseri adı verilir. Bu kanser türü kalın bağırsağın iç yüzeyini örten tabakadaki hücrelerin kontrolsüz büyümesi ile ortaya çıkar.
Kalın bağırsağın son 15-20 cm.’lik bölümüne rektum adı verilir ve burada beliren kanserler rektum kanseri olarak adlandırılır.
Kolorektal kanserin kesin sebebi bilinmese de kişide kolorektal kanser gelişmesini artıran risk faktörleri şunlardır:
●      İleri yaş ●      Erkek cinsiyet ●      Ailede kalın bağırsak kanseri bulunması ●      Kişinin daha önce kalın bağırsak, meme, yumurtalık, rahim kanseri geçirmiş olması ●      Kolonda poliplerin varlığı, ●      Ülseratif kolit / Crohn hastalığı gibi kronik iltihabi bir bağırsak hastalığının bulunması, ●      Çevresel faktörler: Hayvansal yağ ve kırmızı etin sık tüketimi, liften (fiber) fakir gıdalarla beslenme, obezite, düşük fiziksel aktivite, aşırı sigara ve alkol tüketimi.
Kolon ve Rektum kanseri belirtileri dışkıda kan görülmesi, dışkılama alışkanlıklarında ishal ya da kabızlık şeklinde değişiklik, dışkının kalem gibi incelmesi, sık tuvalete gitme ihtiyacı fakat yetersiz dışkılama, aralıklı, bazen kolik tarzda karın ağrısı ve şişkinlik, gizli kan kaybına bağlı solukluk, dışkıda mukus görülmesi, halsizlik, zayıflama, karında kitle hissedilmesidir.
Kolon Kanserinin Tanısı Nasıl Konulur?
Kolorektal kanserlerin tanısı Kolorektal kanserlerin tanısı ilk etapta endoskopik tetkikler (kolonoskopi, rektoskopi, sigmoidoskopi, sanal kolonoskopi)  esnasında alınan örneklerin patoloji laboratuvarında değerlendirilmesiyle konur.
Kanser tanısının kesinleşmesinin ardından görüntüleme yöntemlerine başvurulur. Akciğer filmi, tüm karın bilgisayarlı tomografisi (BT), ultrasonografi (US), manyetik rezonans görüntüleme (MR), endorektal ultrasonografi (ERUS), pozitron emisyon tomografisi (PET) hastanın ve tümörün özelliğine göre istenen incelemelerdir. Bu değerlendirme sonucunda hastalığın evresi  ve tedavi planı belirlenir.
Ayrıca, hastalığn gidişatı ve vücuda olabilecek diğer etkilerini saptamak için tam kan sayımı, biyokimyasal tetkikler gibi kan testlerinden de faydalanılır.
Bu kan testlerinden bir tanesi olan CEA (karsinoembriyonik antijen) tetkiki kalın bağırsak kanserlerinde yükselen bir belirteçtir ve hastalığın tanı ve takibinde kullanılabilmektedir.
Kolonoskopi Nedir?
Kolonoskopi, ucunda ışık ve kamera olan bir aletle, daha önceden dışkı temizliği yapılmış kalın bağırsağa makattan girilmesi ve hava vererek bağırsağı hafif şişirip bağırsak içinin incelenmesidir.
Genellikle 30-45 dakika kadar sürmektedir. İşlem sırasında gerekli görüldüğü takdirde bağırsak içini kaplayan mukozal örtüden, anormal görüntülü dokulardan da biyopsiler alınabilir.
Kalın Bağırsak (Kolon ve Rektum) Kanserinin Tedavisi
Kolon ve rektum kanserinin başlıca tedavisi, cerrahidir. Günümüzde Kolon ve rektum kanserinin cerrahi tedavisinde laparoskopi uygulamaları giderek yaygınlaşmaktadır.
Lokal eksizyon:
Bazı küçük rektum tümörlerinde anüs yoluyla sadece tümörlü kısmın kesilip çıkartılmasına lokal eksizyon denir.
Rezeksiyon:
Tümörün yerleşim yerine bağlı olarak kalın bağırsağın bir bölümünün (veya tümünün) ve rektumun bir bölümünün (veya tümünün) kesilip çıkartılmasına rezeksiyon denir.
Bu cerrahi teknikte bağırsak ile birlikte komşuluğundaki lenf düğümleri de birlikte çıkarılır. Çıkarılan bağırsaktan geriye kalan sağlıklı bağırsak uçlarının birleştirilmesine anastomoz denir.
Kolon ya da rektum rezeksiyonları sonrasında çeşitli nedenlerle ince bağırsak ya da kolon karın duvarına dikilerek bir yapay anüs (ileostomi veya kolostomi) oluşturulabilir. Bağırsak içeriği, bu yapay anüsten karın duvarına yapıştırılan plastik torba içine boşalır.
Kalın bağırsak kanserlerinin sistemik tedavisi kemoterapi ilaçları ve bazı hedefe yönelik ilaçlar ile sağlanır.
Kalın bağırsak kanseri ameliyat ile tamamen vücuttan temizlense de , bazı tümör hücreleri lenf ve kan damarları yoluyla vücudun çeşitli yerlerine gidebilirler.
Bu hücreler yok edilmediği zaman çoğalıp büyüyerek hastalığın vücudun herhangi bir yerinde yeniden ortaya çıkmasına (metastaz) neden olurlar. Bu nedenle kalın bağırsak kanserlerinde evreye bağlı olarak ameliyat sonrası koruyucu (adjuvan) kemoterapi uygulanır.
Hedefe yönelik ilaçlar kalın bağırsak kanserinin tedavisinde çok sık olarak kullanılmaktadır. Bu ilaçlar sadece evre IV hastalıkta kullanılırlar.
Kemoterapi gibi damar yoluyla uygulanırlar. Tümörü küçülterek, yaşam süresini uzatma anlamında  olumlu etkileri vardır. Bunun yanında bu ilaçların halsizlik, yorgunluk, bulantı ve kusma gibi kemoterapiye benzer yan etkileri yoktur.
Karaciğer, Safra ve Pankreas Hastalıkları
Karaciğer Hastalıkları:
Gastroenteroloji hekimlerinin en sık karşılaştığı hastalıklar arasında karaciğer hastalıkları bulunmaktadır.
Hepatit, kelime anlamı olarak karaciğer iltihabı demektir.  Hepatit türlerinde hastalarda izlenen başlıca semptomlar şunlardır: grip benzeri şikayetler, Ateş, Karın ağrısı, Halsizlik, Bulantı, Gözlerde sararma, Kusma, İştahsızlık, Şiddetli mide ağrısı ve ishal, eklem ağrısı, İdrarda koyulaşma, renksiz ya da soluk renkli dışkı, Ciltte ve göz aklarında sararma
Hepatit A
Hepatit A hastalığı, Hepatit A virüsünün neden olduğu, karaciğeri tutan ve sarılıkla karakterize bir enfeksiyon hastalığıdır. Dışkı ile yayıldığı için temiz olmayan su kaynakları ve bu sularla yıkanmış gıdalar virüsün yayılma kaynaklarıdır.
Bu nedenle hijyen, hastalığa karşı korunmada büyük etkendir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yılda 1, 4 milyon Hepatit A vakası görülmektedir.
Ülkemizde Hepatit A aşısı bebeklik döneminin rutin aşı takviminde yer alır ve iki doz şeklinde verilir. Aşı ömür boyu koruyuculuk sağlar.
Kişi Hepatit A enfeksiyonu geçirmiş ise tekrar hastalığa yakalanmaz. Hepatit A tanısı kan testi yoluyla koyulur. Bu testte hepatit A hastalarının kanındaki IgM antikor seviyesine bakılır.
Hepatit B
Hepatit B, karaciğeri etkileyen ciddi bir hastalıktır ve Hepatit B virüsü nedeniyle ortaya çıkar. Hepatit B uzun ömürlü (kronik) olabilir ve karaciğerde hasar yaratarak siroza, karaciğer fonksiyon kaybına ve bazı durumlarda karaciğer kanserine neden olabilir.
Hepatit B virüsü kan, cinsel yol ve vücut sıvılarının (tükürük, salya) yakın teması ile bulaşır. Hepatit B, doğum esnasında anneden bebeğe geçebilir. Tedavi edilmezse siroz ve karaciğer kanserine neden olabilir.
Virüs hiçbir belirti vermeyebilir ve direkt karaciğer sirozu veya karaciğer kanseri tanısı yapabilir.
Hepatit B hastalığı akut ve kronik olarak ikiye ayrılır:
Akut Hepatit B virüsü enfeksiyonu, Hepatit B virüsüne maruz kaldıktan sonra ilk 6 ay içinde oluşan kısa süreli hastalıktır.
Kronik Hepatit B virüsü enfeksiyonu ise Hepatit B virüsünün vücuda girerek 6 aydan uzun süre yok edilemediği ve Karaciğer hasarı (siroz), Karaciğer kanseri ve ölüm gibi  ağır tablolarla seyreden şeklidir.
Bu iki formun yanı sıra, virüsün bulaştığı kimi bireylerde virüs hastalık oluşturmaz;  veya hastalık  iyileştikten sonra da vücutta kalır. Bu hastalarda herhangi bir belirti veya şikayet bulunmaksızın, taşıyıcılık söz konusu olur.
Dünyada 400 milyon, Türkiye’de ise 3 milyon kişi Hepatit B taşıyıcısıdır. Hepatit B taşıyıcıları ömürleri boyunca virüse neden olan herhangi bir sorun yaşamazken, yüzde 10 oranında hastalık geliştirme riski taşırlar.
Hepatit B virüsü dış ortamda bir hafta canlı kalabilir ve Hepatit C’den 10 kat, HIV’den de 100 kat daha bulaşıcıdır.
Çocukların doğdukları andan itibaren, yetişkinlerin ise yüksek riskli bir iş kolunda çalışıyorlarsa Hepatit B aşısı yaptırmaları gerekir. Aşının ömür boyu koruyuculuğu vardır.
Kısa süreli (akut) Hepatit B için genellikle özel bir tedaviye ihtiyaç duyulmaz, ancak şikayetleri hafifletmek için ilaçlar verilir. Uzun süreli (kronik) hepatit B ilaçla tedavi edilir. Tedavide Hepatit B virüsünün çoğalması ve virüsün karaciğere zarar verici etkisinin indirgenmesi hedeflenir.
Hepatit C
Hepatit C kan yoluyla bulaşan Hepatit C virüsünün (HCV) neden olduğu bir karaciğer hastalığıdır.
Hepatit C, tüm dünyada yaklaşık 70 milyon kişinin mücadele ettiği önemli bir sağlık sorunudur. Türkiye’de ise yaklaşık her 100 kişiden birinin Hepatit C hastası olduğu tahmin edilmektedir.
Nasıl Bulaşır?
●      Enfeksiyon riskleri açıısndan kontrolü sağlanmamış kan ve kan ürünlerinin nakli, ●      Üzerinde hepatit C virüsü ile enfekte olmuş kan bulunan kişisel hijyen ürünlerinin (diş fırçaları, traş makineleri veya tırnak makası gibi) paylaşımı ●      Doğru şekilde sterilize edilmemiş aletlerle yapılan diş tedavileri, ●      Enjeksiyon iğnesi gibi damar içi materyallerin birden çok kişi tarafından kullanılması ●      Steril olmayan tıbbi ve kozmetik malzemelerin kullanımı ●      Steril olmayan malzemeler ile dövme yapmak ve piercing kullanımı ●      Hepatit C virüsü ile enfekte organların nakli ●      Enfeksiyon riskleri açısından kontrolü sağlanmamış hemodiyaliz makinasıyla diyaliz
Hepatit C’nin cinsel yolla bulaşma ihtimali düşüktür ancak, cinsel ilişki esnasında olabilecek kanamalar veya travmalara bağlı olarak bulaşabilir.
Sarılma ve öpme, Hepatit C hastası olan kişi ile yiyecek veya içeceklerin paylaşılması, aynı ortamda bulunma ile herhangi bir bulaşma riski söz konusu değildir.
Hepatit C klozet veya yüzme havuzlarından bulaşmaz. Aynı şekilde sivrisinek ısırması da hepatit C ‘ye neden olmaz.
Hepatit C taşıyıcısı gebelerde virüsün bebeğe bulaş riski %10’dan az olarak tahmin edilmekle beraber bu geçişin gebeliğin hangi döneminde olduğu henüz net olarak tespit edilememiştir.
Hepatit C taşıyıcısı annenin bebeğini emzirmesinde tespit edilmiş herhangi bir risk yoktur. Ancak, meme başında çatlak veya kanama bulunması, ya da annenin viral yükünün çok fazla olması gibi durumlarda emzirmeye ara verilebilir.
Akut hastalık 6 aydan kısa sürmekle beraber, hastalığın neticesinde virüs vücuttan temizlenebilir veya akut karaciğer yetmezliği gelişebilir.
Hepatit C virüsünün kronik hastalığa neden olduğu durumlarda yorgunluk ve bir takım bilişsel problemler gelişebilir. Bu ilk belirtilerden yıllar sonra virüs siroza ve karaciğer yetmezliğine neden olabilir.
Karaciğer Kanseri
Hepatit B ve Hepatit C veya siroza bağlı gelişen karaciğer tümörleri, genellikle erken dönemde belirti vermeyebilirler. Bu nedenle kanında Hepatit virüsleri bulunan kişilerin düzenli sağlık kontrolü yaptırması gerekir. Hepatit virüsünün varlığı, karaciğer kanseri gelişimi için çok önemli bir risk faktörüdür.
Hepatit veya siroz zemininde gelişen karaciğer tümörleri tedavi edildikten sonra nüksetme eğilimi taşırlar.
Karaciğer kanseri erken dönemde bir bulgu vermeyebilir. İleri safhada hastalığa karnın sağ tarafında oluşan yaygın bir ağrı, kilo kaybı ve karında şişlik eşlik eder. Karaciğer kanserinin tanısı, görüntüleme yöntemleri ile konmaktadır.
Ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans ile karaciğerdeki tümör saptanabilmektedir. Ayrıca kandan tespit edilen alfafetoprotein (AFP), karaciğer tümörlerinde yükselen bir belirteç olarak kabul edilir.
Tedavi Yöntemleri
Karaciğer tümörlerinin tedavisinde cerrahi ile tümör kitlesi çıkarılır. Karaciğer fonksiyonlarının yeterli olduğu ve kitlenin çıkarılabileceği hastalarda ameliyat tercih edilmektedir.
Ancak karaciğer naklinin gerektiği durumlar da mevcuttur. Bu tedavi yöntemi, tümörün karaciğer içinde sınırlı olduğu siroz hastalarında uygulanır. Ameliyat edilmeye uygun olmayan hastalarda ise diğer bazı girişimsel yöntemler uygulanabilir.
Bu yöntemlerin tümünde kitleye lokal olarak ısı, soğutma veya kimyasal etki uygulanarak tümör dokusunun ölmesi sağlanır:
●      Kemoembolizasyon ●      Alkol enjeksiyonu ●      Radyofrekans ablasyonu ●      Kriyoterapi
Karaciğer Kanserinin Sistemik Tedavisi
İlerlemiş/metastatik karaciğer kanserinde sadece karaciğer üzerinde değil vücuttaki tüm doku ve organlarda etkili olan “sistemik tedavi” tercih edilir. Sistemik tedavi, kemoterapi ilaçlarını ve hedefe yönelik tedaviyi içermektedir.
Karaciğer kanseri genellikle kemoterapi ilaçlarına dirençli bir kanser türüdür. Hedefe yönelik tedavi ilaçları, tümörün büyümesinde ve yayılmasında önemli olan damarlanma özelliğini ve bazı proteinlerin üretimini engelleyerek etki göstermektedir.
Yapılan çalışmalar, ilerlemiş veya metastatik karaciğer kanserinde bu ilaçların yaşam süresini ortalama 3 ay kadar uzattığını göstermiştir.
Pankreas, Karaciğer ve Safra Yolları Hastalıklarının Tedavisi
Reyap Hastanesinde cerrahi tedavisi gerçekleştirilen safra yolları ve pankreas hastalıkları
●      Akut Pankreatit ●      Kronik Pankreatit ●      Pankreas Kanseri ●      Safra Kesesi Taşı (Kolelithiasis) ●      Safra Kesesi İltihabı ●      Safra Kesesi Polipi ●      Safra Yolu Yaralanmaları ve Darlıkları ●      Safra Kesesi ve Safra Yolu Tümörleri
Pankreas Nedir?
Pankreas mide ile omurga arasında saklı bir konumdadır. Sarımsı, yaklaşık 15 cm uzunluğunda, 5 cm genişliğinde ve 2 ila 3 cm kalınlığında bir salgı bezidir. Bu bez, pankreas başı, pankreas gövdesi ve pankreas kuyruğu olmak üzere üç bölüme ayrılır.
Pankreas iki önemli görevi yerine getirmektedir:
●      Pankreas sindirim için önemlidir (ekzokrin işlev). ●      Pankreas kan şekeri seviyesini düzenler (endokrin işlev).
Pankreas ve sindirim
Pankreas, besinleri en küçük yapı taşlarına ayıran 20’den fazla değişik sindirim enzimi üretİr. Böylece besinlerin bağırsaktan kana geçişi sağlanır.
En önemli pankreas enzimleri şunlardır:
Amilaz: Karbonhidrat sindirimi
Tripsin/Kimotripsin: Protein sindirimi
Lipaz: Yağların sindirimi
Besin bileşenlerinin en küçük parçalarına ayrılması, vücudun besinleri bağırsak üzerinden alabilmesi için önemlidir. Pankreas enzimlerinin eksik olması halinde sindirilmemiş besinler bağırsakta kalmış olur. Bu durum ishal, şişkinlik ve karın kramplarına neden olabilir. Yetersiz yağ sindirimi dışkının da yağlı olmasına sebep olabilir.
Besin bileşenlerinin yetersiz alımı, kilo kaybı ve yağda çözünebilen belirli vitaminlerin (A, D, E ve K) eksikliği ile sonuçlanır.
Pankreas günde 1, 5 ila 3 litre enzim içeren salgı  üretir. Üretilen bu salgı karmaşık bir kanal sisteminden geçerek ana kanalda toplanır; ve oniki parmak bağırsağına aktarılır.
Oniki parmak bağırsağına bağlantı yerinden hemen önce bu pankreas salgısına karaciğerden gelen safra suyu karışır. Oniki parmak bağırsağında (Duodenum) pankreas enzimleri aktive olur ve mideden gelen besinlerin  sindirimi devam eder.
Pankreas ve Kan Şekeri Dengesi
Pankreas, sindirim enzimlerinin yanı sıra insülin hormonunu üretir. Pankreasta Langerhans Adacıkları olarak bilinen hücreler insülin üretiminden sorumludur.  İnsülin kan şekerini düzenler.
Şeker vücudumuzun önemli bir enerji kaynağıdır. Şeker bağırsaktan kana alındıktan sonra insülin, şekerin kandan çeşitli vücut hücrelerine geçişini sağlar.
İnsülinin az olması veya hiç bulunmaması durumunda şeker kandan ilgili vücut hücrelerine ulaşamaz. Kandaki şekerin sürekli olarak artış göstermesi hayati tehlikelere sebep olabilir.
Pankreas, vücut için önemli bir role sahip olan glukagon hormonunun da üretimini sağlar. Bu hormon da ada hücrelerinde oluşur. Glukagon hormonu insülin hormonunun aksine çalışarak, düşük kan şekeri nedeniyle hücrelerin işlevi için bir tehlike oluştuğunda, vücuttaki rezervlerden, glukozu açığa çıkararak kan şekerinin yükselmesini sağlar.
Pankreas enzimlerinin, insülin ve glukagon üretimi birbirine bağımlıdır. Herhangi bir nedenle pankreasta bir hasar oluştuğunda her iki işlev birbirinden bağımsız olarak bozulabilir.
Pankreasta görülen bazı hastalıklar  akut pankreas ve kronik pankreas enfeksiyonu ve pankreas kanseridir.
Akut Pankreatit (Akut Pankreas İltihaplanması)
Akut pankreatit akut olarak, yani aniden oluşan bir pankreas iltihabıdır. Akut pankreatit pankreas hücrelerinin hasar görmesine ve geçici bir işlev bozukluğuna neden olur.
●      Akut Ödematöz Pankreatit
Bu pankreas iltihabının hafif şeklidir.  Hastaların yaklaşık %85’i bu klinik görüntüye sahiptir. Burada pankreasın geçici bir hasarı söz konusu olur ve diğer organlar bundan çoğunlukla zarar görmezler.
●      Akut Nekroz Edici Pankreatit
Pankreasın bu en ağır iltihabı hastaların yakl. %15’inde görülür. Burada pankreas dokusunun aniden, geniş kapsamlı bir hasarı söz konusudur. Bu durum, diğer organların işlevinin geçici kesintisine sebep olarak, bir sepsise (kan zehirlenmesine) ve hayati tehlikeye yol açabilir.
Akut Pankreas İltihabı,  Sindirim enzimlerinin eksik üretimine bağlı sindirim bozuklukları ve insülinin az üretimine bağlı Diabetes mellitus (şeker hastalığı) gibi hastalıkların yanı sıra psödokist oluşumu veya pankreas apseleri gibi sorunlara da yol açabilir.
Psödokist Oluşumu
Pankreasın doku hasarından dolayı (pankreasın kısımlarının ölümü) pankreas yol sisteminde yırtıklar oluşabilir. Açığa çıkan pankreas suyu yavaş yavaş pankreasın içinde veya etrafında toplanır. Pankreas suyunun yarattığı bu duruma psödokist denilir.
Psödokistler sıklıkla zaman içinde tedaviye gerek kalmadan yok olurlar, ancak gittikçe büyüyen ve ciddi sorunlara neden olabilecek psödokistler de mevcuttur. Psödokistlerin patlama ve içeriklerinin karın boşluğuna boşalma riski de mevcuttur.
Psödokistlerde bazen endoskopik bir müdahale veya bir ameliyat gerekli olur. Burada kist sıvısı ince bağırsağa aktarılır.
Pankreas Apsesi
Bazen akut enfeksiyon baskısının azalmasından sonra pankreas çevresinde iltihap birikmesi görülebilir (pankreas apsesi). Bu tekrar tekrar ateş ataklarına neden olabilir. Çoğu zaman apsenin konumunu röntgen kontrolü (ultrason veya BT) ve lokal anestezi ile belirlemek ve küçük bir hortum (kateter) üzerinden tahliye etmek mümkün olur.
Bunun mümkün olmaması halinde bir ameliyat ve antibiyotik tedavisi gerekir.
Pankreas Kanseri
Pankreası oluşturan hücrelerin normal sınırlar içerisindeki işlevlerini yitirerek kontrolsüz bir şekilde bölünüp bir tümör halini almasına pankreas kanseri adı verilir.
Pankreas Kanseri Risk Faktörleri
Sigara kullanımı, aile öyküsü, genetik faktörler ve bazı mutasyonların hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştırdığı saptanmıştır. Hastalığın obezite ile ilişkilendirildiği çalışmalar da mevcuttur.
Pankreas kanserinin belirtileri nelerdir?
Hastalık çoğunlukla belirsiz bulgular ile başlar. Karın üst bölümünde mide bölgesinde dolgunluk, rahatsızlık hissi, iştahsızlık erken dönemde hastaların hemen tümünde görülen ortak belirtilerdir. Bu hafif belirtiler hastalığın erken teşhisini zorlaştırır.
Bazı durumlarda aniden ortaya çıkan şeker hastalığı, pankreas kanserinin erken bulgusu ve uyarıcısıdır. Ailesinde şeker hastalığı öyküsü olmayan hastalarda böyle bir tablonun ortaya çıkması, dikkat çekicidir.
Safra taşı veya alkol kullanımı gibi bir etken yokken geçirilen pankreatit atağı da yine, pankreas kanserinin ilk bulgusu olabilir. Hastalığın ilerlediği dönemlerde şiddetli karın ve sırt ağrısı, sarılık, kilo kaybı, karında şişlik gibi bulgular ortaya çıkmaktadır.
Tanı Yöntemleri
Pankreas kanser tanısında, kan testleri ve görüntüleme yöntemlerinden yararlanılır.
Hastaların kan testlerinde; CA 19-9 ve CEA gibi tümör belirteçleri, safra yolunun tıkandığı durumlarda  bilirubin değerleri ve karaciğer fonksiyon testleri çoğunlukla yüksek çıkar.
Görüntülemede kullanılan yöntemler ise; ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonanstır.
Tedavi Yöntemleri
Pankreas kanseri tedavisinde öncelikli yöntem, tümörün cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Ameliyat sonrası dönemde kemoterapi ve radyoterapiye  genellikle ihtiyaç duyulur.
Tümörün cerrahi olarak çıkarılmasının mümkün olmadığı lokal ileri evrede kemo-radyoterapi ile kitle boyutlarında küçülme sağlanarak cerrahi şansı elde edilebilir.
İleri Medikal teknolojiler sayesinde hastalığın tedavisi sağlanabilmektedir. 
Pankreas Kanseri & Whipple Ameliyatı
Pankreas başı, bu bölgeye yakın safra yolları ve 12 parmak bağırsağı tümörlerinde uygulanan Whipple ameliyatları hayat kurtarıcıdır. Whipple ameliyatı (Pankreatikoduodenektomi ); pankreas başı, safra yolunun son kısmı, oniki parmak bağırsağının birleşim alanında görülen kanserlerin tedavisinde başvurulan ameliyattır.
Pankreasta oluşan kanser pankreasın her yerinde olabileceği gibi genellikle baş bölgesinde gelişim gösterir.
Sinsi ve hızlı ilerleyen pankreas kanserinde bulgular çok belirgin değildir, ilk bulgu çoğunlukla sarılık, karın ağrısı ve karnın sağ üst kısmında ele gelen şişliktir.
Çok zengin lenf ve sinir ağlarına sahip olan ve bulunduğu yer itibariyle de zor belirti veren pankreas kanseri, erken dönemde yakalanması oldukça zor olan bir kanser türüdür.
Üç organın birleşim yerinde (pankreas, on iki parmak bağırsağı ve safra yolu) gelişen kanserlerin tedavisinde, bu üç organın birbirinden ayrılarak ameliyat edilmesi mümkün olmadığından bu bölgedeki kitlelerde bu kavşak bir bütün olarak çıkarılır.
Whipple bu karmaşık bölgenin kanserlerinin tedavisi için başvurulan bir tedavi yöntemi olmasına karşın bazen de kronik pankreatitler, pankreas başında yerleşimli kistik hastalıklar (özellikle IPMN) gibi iyi huylu hastalıkların tedavisinde de kullanılır.
Sadece bu alanda çalışmayı tercih eden cerrahlar dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de pankreas cerrahisinin düşük risklerle yapılmasını sağlarlar.
Whipple Ameliyatı Nasıl Yapılır?
Whipple ameliyatı zor ve tecrübe gerektiren bir ameliyattır. Klasik Whipple’da midenin bir kısmı, 12 parmak bağırsağı ve ince bağırsağın bir kısmı, pankreasın başı bazen gövdesi de, safra yolunun bir kısmı, safra kesesi ve pankreasın etrafındaki lenf bezleri çıkarılır.
Gelen safranın, mide içeriğinin ve pankreas sıvısının işlemine devam etmesi için mide, pankreas ve safra yolu ince bağırsakla ağızlaştırılır. Whipple ameliyatı açık, laparoskopik ve robotik yapılabilir.
Mide girişinde ve çıkışında gözle görünür bir kapak olmasa da, kapak gibi davranan bir adele sistemine sahiptir. Bu kapağın olması sindirim sistemi için gereklidir.
Pilor denilen bu kapağın ameliyat esnasında korunması sonrasında oluşabilecek sindirim sistemi şikayetlerinin önlenmesini sağlar. Kanserin yerleşimine göre bu özel kapağın korunması için “Pilor Koruyucu Whipple” ameliyatı uygulanmaktadır.
Pilor koruyucu Whipple’da ise mide çıkartılmaz, oniki parmak bağırsağının bir kısmı korunarak ameliyat gerçekleştirilir.
Whipple ameliyatı pankreas kanseri için gerçekleştiriliyorsa bazen tümörün damarları etkilemesi veya sarması nedeniyle bazı damarlarla (süperior mesenterik, portal ven) ilgili girişim de gerekebilir.
Tümörün bu damarlarla ilişkili olması ameliyata engel değildir ancak bu durum ameliyatın zorluğunu arttıran bir faktördür.
Whipple  ameliyatının süresi 5 ila 8 saat arasında değişmektedir.
Whipple Ameliyatı Sonrası Beslenme
Whipple ameliyatı sonrası beslenme oldukça önemlidir. Kademeli olarak beslenme yağdan ve proteinden fakir diyet ile devam eder. Ameliyat sonrasında pankreas enziminin azalması, insülin/glukogon dengesinin bozulması sebebiyle alınacak her gıdaya dikkat etmek gerekir.
Besin değeri yüksek yiyecekler tercih edilmeli, ağır ve yağlı besinlerden, alkolden ve şekerli yiyeceklerden de uzak durulmalıdır. Besinlerin daha iyi emilmesi ve kolay sindirilmesi için ise gün içerisinde 5-6 öğün yemek yenmelidir. Yemeklerin yanı sıra günde en az 8 bardak su içmek gereklidir.
Ayrıca doktor tarafından verilmiş olan ek vitaminlerin ve beslenme solüsyonlarının da kullanımı önemlidir.
Whipple Ameliyatı Sonrası Bakım
Ameliyat sonrasında doktorunuz tarafından verilen ilaçların kullanımı aksatılmamalıdır. Bu ilaçlar içerisinde en önemlisi pankreas enzimlerini düzenleyici ilaçlardır. İlacın dozu baştan ayarlanıp rutin kullanım sonrasında düzenlenecektir.
Doktorunuz sizi rutin kontrollere çağıracaktır. İlk 2 yıl 3 ayda bir olan takipler, sonrasında 6 ayda bir olacaktır.
Whipple ameliyatı sonrası yaşam boyunca yapılan alışkanlıklarda beslenme dışında da stresten uzaklaşmak, sigara kullanmamak gerekmektedir.
Ameliyat sonrası kemoterapi ve/veya radyoterapi alınacaksa bu bölüme ait doktorlar bakım konusunda sizi bilgilendirecektir.

Gastroenteroloji Doktorları

HEMEN RANDEVU AL

    Hızlı randevu formunu doldurduktan sonra tarafınıza en kısa sürede çağrı merkezi temsilcilerimiz geri dönüş yapacaktır.   

    2

    HASTANE

    126

    UZMAN DOKTOR

    1200+

    PERSONEL

    45

    TIBBİ BİRİM

    500000+

    YILLIK HASTA SAYISI

    Gastroenteroloji

    Gastroenteroloji Nedir?
    Gastroenteroloji ağızdan başlayarak, yemek borusu, mide, ince bağırsak, kalın bağırsak, karaciğer, safra yolları ve pankreas hastalıklarıyla ilgilenen bir bilim dalıdır. Sindirim sistemiyle ve karaciğerle ilgili tüm hastalıklar gastroenteroloji bölümünün alanına girer.
    Gastroenteroloji Bölümü Hangi Hastalıklara Bakar?
    Gastrointestinal Kanal Hastalıkları
    Gastrointestinal sistemin ilk kısmı olan özofagus (yemek borusu) hastalıkları, mide yanması, yutma güçlüğü ve ağız kokusu gibi semptomlarının sebebi olabilir.
    Reflü
    Asit, safra ve mukustan oluşan mide salgılarının yemek borusu veya ağıza kadar yer değiştirmesi gastroözofageal reflü hastalığı” (GÖRH-reflü) olarak tanımlanır.
    Reflü hastalığı, ağıza kadar gelen acı tat ve yiyecek hissi ile kendini gösterir. Yemek borusunun iç tarafında gelişen ödeme bağlı olarak boğazda bir yumru hissine neden olabilir.
    Yine aynı şekilde göğüs ağrısı gibi şikayetlere neden olabilir. Bu nedenle kalp hastalıklarıyla da karıştırılabilir. Reflü demir eksikliği anemisi, ses kısıklığı, larenjit, farenjit, sinüzit, otit, pnömoni, geniz eti sorunları, astım, diş çürükleri, kuru öksürük, ağrılı yutkunma ve yutma güçlüğü, hıçkırık, uyku problemleri gibi başka sağlık sorunlarına da neden olabilir.
    Reflü Tanı ve Tedavisi Nasıl Yapılır?
    Reflü Tanısı
    Gastroskopi: Mide kapağı ve yemek borusundaki hasar durumu incelenir. Gerek duyulursa mideden doku örnekleri alınabilir.
    pHmetre: Yemek borusuna kaçan asit miktarını ölçmek için kullanılır. Manometre: Reflüye yol açabilecek başka bir sorun olup olmadığını incelemek için kullanılır.
    Reflü Tedavisi
    Hekimlerin sunduğu  diyet programları, asit giderici, yemek borusu ve midenin düzenli çalışmasını sağlayacak ilaçlar hastalığın tedavisinde etkilidir. Reflü, yaşam tarzı değişiklikleriyle veya ilaçlarla düzelmiyorsa veya mide fıtığı gibi anatomik bir soruna bağlı ise reflü ameliyatı söz konusu olabilir.
    Akalazya
    Akalazya özefagusta (yemek borusu) besinlerin yutulması işlevinde rol alan kasları kontrol eden sinir hücrelerinin bozulmasından veya kaybından kaynaklanır. Oluşan bozukluk nedeniyle yutma güçlüğü yaşanır.
    Akalazya tanı ve tedavisi nasıl yapılır?
    Akalazya Tanısı
    Endoskopi: Ucu kameralı esnek bir cihaz yardımıyla yemek borusu ve karnınıza açılan kapakçığın doğrudan incelenmesidir.
    Özefagogram (Baryumlu özefagus grafisi): Baryum adı verilen bir kontrast madde yutturularak, özofagus hareketlerinin görüntülenmesidir.
    Manometri: Yemek borusunun sıvı veya katı gıdalara uyguladığı basınç miktarının ölçülmesidir. Bu test ile ilgili kasların kasılmalarındaki basınç artışı incelenir.
    Akalazya Tedavisi
    Pnömatik dilatasyon: Endoskopik yöntemle yemek borusunun içine bir balon gönderilerek, yemek borusu ve mide arasındaki kapakçıktan geçirilir ve daha sonra şişirilir.
    Botoks enjeksiyonu: Botoks, kasların kasılmasını engelleyen bir ilaçtır. Botox, özefagus ile midenin birleştiği kapak açıklığını gevşetmek için bu kapaktaki kaslara enjekte edilebilir.
    Miyotomi: Mide ve yemek borusu arasındaki kapağı genişletmek ve gevşetmek için yapılan ameliyatlardır. Miyotomide, bu kapağın bazı kasları kesilir. Bu tip cerrahi işlemler genellikle akalazya hastalarında  uzun süreli rahatlama sağlar.
    Barrett Özofagus
    Reflü hastalığının kronikleşmesi sonucunda, mide içeriğinin içerdiği asit  özefagustaki hücrelerde değişime neden olur. Bu durum Barrett özefagusu olarak adlandırılır.
    Tanı Yöntemleri
    Barrett özefagus endoskopi işlemlerinde özofagus iç duvarının görüntülenmesi ve biyopsi ile tespit edilir.
    Tedavi Yöntemleri
    Barrett özefagusu tanısının konması halinde, displazi adı verilen kanserleşmeye yatkın olma durumu yoksa, reflü hastalığının tedavisi ile periyodik aralıklarla endoskopi yaptırılarak hastalığın kontrol altında tutulması ve gözlenmesi yeterlidir.
    Barrett özofagus hastalığında özefagus hücrelerinde bir displazi veya kanser hücresi varsa kitlenin veya etkilenen alanın endoskopik veya açık cerrahi tekniklerle çıkarılması gerekir.
    Barrett özofagus tedavileri arasında sorunlu bölgenin fiziksel olarak çıkartılması işlemi olan endoskopik mukozal rezeksiyon ve sorunlu bölgenin lazer, ilaç, radyofrekans veya kontrollü elektrik ile işlevsizleştirilmesini sağlayan ablasyon yöntemleri önemli yer tutar.
    Endoskopik işlemlerden fayda sağlayamayacak, kanserleşmiş, büyük ve yayılmış lezyonlarda ise açık cerrahi yöntemleri tercih edilir. Bu durumda hastalığın seviyesine göre kitlenin çıkartılması, kimi hastalarda ise özefagusun çıkartılması işlemi yapılmaktadır.
    Özofajit
    Özofajit; Özofagusun inflamasyonudur. Enfeksiyon, kimyasal travma veya mide içeriğinin reflüsüne bağlı olarak oluşabilir.
    Özofajit tedavisi, özofajite neden olan etkene bağlı olarak değişir. Enfeksiyon durumlarında antibiyotik tedavisi uygulanırken, gastroözofageal reflüye bağlı olarak gelişenlerde mide asidini azaltan ilaçlar verilir.
    Hastalık tanısı gecikirse özofagus bölgesinde hasar artar ve bu hasara bağlı komplikasyonlar gelişebilir. Bunlardan en önemlileri özofajite bağlı özofagus darlıkları ve özofagus mukozasındaki değişimlerdir. Uzun süre tedavi edilmeyen ve ilerleyen olgularda özofagus kanserinin gelişme riski artar.
    Özofagus Kanseri
    Özofagusun besinlerle temas eden iç yüzeyi yassı epitel (skuamöz) hücrelerle kaplıdır; bu hücrelerin kanserleşerek kontrolsüz çoğalmasına skuamöz hücreli karsinom (yassı hücreli kanser) adı verilir. Bu tür kanserler genellikle yemek borusunun orta ve üst segmentlerinde ortaya çıkar.
    Özofagus hücrelerinin, özelikle özofagusun alt kısmında, mide içeriğinden etkilenmesi nedeniyle sindirim sisteminin alt bölgelerindeki organlarındaki hücrelere benzeşip (intestinal metaplazi), kontrolsüz çoğalarak kanserleşmesine ise özofagus adenokanseri adı verilmektedir.
    Bu iki ana türün dışında, nadiren özofagus sarkomları (kas hücrelerinden kaynaklanan kanser türü) da görülebilmektedir.
    Özofagus kanseri tanısı:
    Endoskopi: Tanı için genellikle ilk başvurulan tetkik yöntemi olan endoskopide, yemek borusu mini bir kamera yardımıyla görüntülenir ve gerekli durumlarda patolojik incelemeler için örnekler alınır.
    Özofagus ve Mide Röntgeni (Baryum Yutma Testi): Bu test özofagustaki anatomik değişiklikleri görüntülemek için kullanılır. Röntgen ışınları altında tespit edilebilen sıvı bir ilacın yutulması ve yemek borusundan geçişi görüntülenir.
    Bilgisayarlı Tomografi (BT) Taraması: Özefagus kanserinden şüphelenilen vakalarda, tümörün etraf organlarla teması, karaciğer ve akciğer metastazları olup olmadığı incelenir.
    Endoskopik Ultrasonografi (EUS): Ucunda ultrasonografi cihazı bulunan esnek bir boru yardımıyla tümör üzerinde ses dalgalarıyla inceleme yapılır. Tümörün özefagus duvarının içerisindeki yayılımı ve derinliği ile çevresindeki lenf düğümlerinin durumu tetkik edilir.
    Pozitron Emisyon Tomografisi (PET): Bu nükleer test, hücrelerdeki aktiviteyi ölçmek ve olası kanser dokusu hakkında bilgi almak için kullanıllır.
    Mide Hastalıkları
    Sürekli faaliyet halinde olan midenin gastrit, ülser, mide fıtığı, mide kanseri gibi birçok farklı hastalığı ortaya çıkabilir.
    Gastrit ve Ülser gibi yaygın mide hastalıklarının tanısında şu yöntemlerden faydalanılır:
    Helikobakter pilori testi: H. pylori bakterisi, durumun ağırlığına göre kan testi, dışkı testi veya nefes testi ile tespit edilir. Nefes testi için bireye radyoaktif karbon içeren küçük bir bardak berrak, tatsız sıvı içirilir.
    H. pylori bakterileri bu sıvıyı midede parçalara ayırabilir. Bir süre sonra bireyin bir torbaya üflemesi istenir. Eğer H. pylori enfeksiyonu mevcutsa nefes örneğinde radyoaktif karbon bulunacaktır.
    Endoskopi: Endoskopi ucunda kamera bulunan ve yaklaşık olarak bir metre uzunluğunda ve parmak kadar kalınlığı bulunan bir cihazdır. Endoskopi işlemi ise ağızdan hortumla girilerek yemek borusunun, onikiparmak bağırsağı ve midenin incelenmesine denir.
    Bu sistem sayesinde doktor mide içinde ve ince bağırsaklarda iltihap belirtileri arar. Şüpheli bir alan bulunursa laboratuvar incelemesi  için küçük bir parça alınarak biyopsi gerçekleştirilir. Biyopsi ile mide astarındaki H. pylori varlığını da saptamak mümkündür.
    Gastrit
    Gastrit, mide zarı iltihabı türleri için ortak olarak kullanılan bir terimdir. Gastrit iltihabı çoğu zaman mide ülserlerine neden olan bakteri türünün enfeksiyonunun sonucudur. Bununla birlikte bazı ağrı kesicilerin düzenli kullanılması ve aşırı alkol tüketimi de gastrite neden olur. Mide astarı yaşla birlikte incelme eğilimi gösterir.
    Bunun yanı sıra yaşı ilerlemiş bireylerde Helicobacter pylori enfeksiyonu veya otoimmün bozuklukların olması ihtimali daha yüksektir ve bu gastrit riskini artırır. Gastrit genel olarak iki şekilde ortaya çıkabilir. Bunlar aniden ortaya çıkan akut gastrit veya zamanla, yavaşça ortaya çıkan kronik gastrittir.
    Ağır cerrahi müdahaleler, yaralanma, yanıklar akut gastrite, Vücudun kendi bağışıklık sisteminin mide hücrelerine saldırması ise otoimmün gastrit olarak adlandırılan bir tür gastrite neden olabilir.   Ülser
    Ülser, Gastrointestinal sistemin herhangi bir yerinde, asit etkisiyle veya strese bağlı gelişen bir hastalıktır. Asitin zararlı etkisi bazen mide asidinin artması bazen da asit normal olsa bile mukozal defansın bozulması ile ortaya çıkar.
    Ülser, en çok Helicobacter pylori (H pylori) denen bakterinin mide ve duodenumda yaptığı enfeksiyona ve ağrı kesicilerin  kullanımına bağlı gelişir. H. pylori asit salgısını artırır ve mukoza defansını bozar. Ağrı kesiciler ise sadece mukoza defansını bozar. Toplumun yaklaşık yarısı H. pylori taşıyıcısıdır.
    Gastrit ve Ülser tedavisinde;
    ●      Sigara, alkol ve ağrı kesici kullanımının bırakılması ●      H2 blokerler ●      Proton pompa inhibitörleri ●      Antiasit ilaçlar ●      Sükralfat ●      H. pylori enfeksiyonuna yönelik antibiyotik tedavisi gerekir.
    Hiatal Herni (Mide Fıtığı)
    Hiatal herni, midenin, karın ve göğüs boşluğunu ayıran diyaframın içinden geçerek göğüs boşluğuna çıkmasıdır.
    Mide fıtığında gastroözofageal reflü varsa ilaç tedavisi uygulanır. İlaç tedavisi başarısız olursa cerrahi gerekir. İleri vakalarda ameliyat endikasyonu doğar, çünkü gelişen komplikasyonlar ölümcül olabilir ve cerrahi tedavi uygulanmazsa hastalık sürekli ilerler.
    Mide Kanseri
    Mide kanserinin nedenlerinden biri Helicobacter pylori isimli bakteri enfeksiyonudur.
    Mide kanseri çoğunlukla hazımsızlık diye tanımlanan şikâyetlerle ortaya çıkar. Bunun yanısıra kilo kaybı, karın ağrısı, bulantı-kusma, iştahsızlık, yutma güçlüğü, kanama, erken doyma, ülseri andıran ağrı, mide kanserinde görülen başlıca şikayetlerdir.
    Mide Kanseri Tanısı
    Gastroskopi: Gastroskopi esnasında esnek ve ucunda kamera olan bir boru yardımıyla ağızdan midenize girilerek midenin iç çeperi incelenir ve şüpheli bölgelerden alınan örnekler patolojik incelemeye gönderilir.
    Kanser teşhisi konması halinde, hastalığın yaygınlığını saptamak ve uygun tedavi seçeneklerini tespit edebilmek için tomografi, MR ve PET gibi görüntüleme tekniklerine başvurulur.
    Mide Kanseri Tedavi Yöntemleri
    Diğer pek çok kanser türünde olduğu gibi mide kanseri tedavisinde de cerrahi yöntemler ilk seçenek olmak üzere, kemoterapi ve radyoterapi uygulamalarından faydalanılır.
    Kanser ne kadar erken saptanırsa ve ne kadar az yayılmışsa cerrahi tedaviler o derece başarılı olur.  Yapılan cerrahilerde midenin büyük bir kısmı veya tamamı ile mide etrafındaki lenf düğümleri çıkarılır.
    Kemoterapiler ise ileri evre hastalarda tümör büyümesini yavaşlatmak için, tümörü cerrahi olarak çıkartılabilir boyutlara indirgemek için veya cerrahi sonrasında nüks ihtimalini azaltmak için kullanılabilir.
    Radyoterapi mide kanseri tedavisinde rutin olarak uygulanmaz ancak tümörlerin küçültülmesinde veya ileri evrelerde ağrı hissinin ortadan kaldırılmasında tercih edilebilir.
    Bağırsak Hastalıkları
    Bağırsaklar yediğimiz gıdanın emilimini sağlar. Bağırsaklarda sindirim sisteminin kronik olarak iltihabını içeren hastalıklar (inflamatuvar bağırsak hastalığı” (İBH)) gelişebilir. Spastik kolon ve polipler de çeşitli bağırsak hastalıkları arasındadır.
    İltihabi Bağırsak Hastalıkları (Crohn Hastalığı ve Ülseratif Kolit)
    Crohn Hastalığı
    Sindirim sisteminin ağız boşluğu ile kalın bağırsak arasındaki tüm bölümlerini tutabilen, iltihabi bir bağırsak hastalığıdır. Bu hastalığın, sıklıkla ince bağırsağın son kısmını (ileum) ve kalın bağırsağın başlangıç bölümünü (çekum ya da kör bağırsak) tuttuğu bilinir.
    Ülseratif Kolit
    Ülseratif kolit, kalın bağırsakların iç yüzeyini döşeyen bölümün iltihaplanması ile seyreden bir hastalıktır. Olguların yaklaşık % 95’inde kalın bağırsağın son kısmı olan rektum bölümünün tutulumu görülür.
    Kolon ve Rektum Hastalıkları
    ●      İrritabl bağırsak sendromu, ●      Polipler, ●      Anal fissürler (makat çatlaması), ●      Kabızlık, ●      Hemoroid ve hemoroide bağlı kanamalar , ●      Anal pruritus (anal kaşıntı) ●      Anal fistül ve apseler ●      Kolon kanseri
    İrritabl bağırsak sendromu (Spastik kolon):
    Spastik kolon, bağırsaktaki işlev bozukluğuna bağlı olarak gelişen bir rahatsızlıktır. Spastik kolon aynı zamanda huzursuz bağırsak sendromu veya irritabl bağırsak sendromu olarak da bilinir.
    Spastik kolon rahatsızlığında bağırsak kasları kasılma fonksiyonunu doğru şekilde kullanamaz. Bu kasların istemsizce düzensiz çalışmaya başlamasıyla beraber bağırsağın içindeki maddeler boşaltılmak üzere hareketlendirilir.
    Stres, Besin Hassasiyetleri, Beyin bağırsak bağlantısı, Enfeksiyonlar, Hormon dengesindeki düzensizlikler, Bağırsakta bakteri sayısının artması gibi nedenler hastalığın tetikleyicisidir.  Spastik kolit tedavisinde, antidepresanlar,
    Antisiyolitikler, Antispazmodikler ve ağrı kesicilere başvurulur.
    Hastalığa ait başlıca şikayetler:
    ●     Karın ağrısı, ●     Bulantı, ●     Çoğunlukla karın bölgesinin sol alt tarafında hissedilen künt ağrılar ya da kramplar, ●     Şişkinlik-gaz problemi, ●     Aniden gelen tuvalet ihtiyacı, ●     Midede yanma, ●     Rahatsızlığın ishal olarak gözlendiği bireylerde günde 3 defadan fazla dışkılama, ●     Kabızlık olarak gözlendiği bireylerde haftada 3 defadan az dışkılama
    Polipler
    Çocukluk çağında en sık kanama nedenlerinden biridir. 5-15 yaşları arasında görülür. Boyutları 2-20 mm kadar olabilir. Olguların yarısında tek polip olmasına karşın sayıları 10’a kadar çıkabilmektedir.
    Hemen tamamı iyi huylu urlar olmakla birlikte patolojik inceleme şarttır. Rektal Polipin (Juvenil Polip) ilk belirtisi gaitada kan görülmesidir. Kramp tarzı karın ağrıları ve hafif ishal de yakınmalar arasında bulunabilir.
    Tanı çoğunlukla muayene ile konulur. Şüpheli olgularda ilaçlı kalın bağırsak filmi veya endoskopik muayene yapılmalıdır.
    Rektal Polipin tedavisinde genel anestezi altında anal yoldan girişim uygulanır. Günübirlik cerrahi şeklinde yapılabilir.
    Anal Fissür (Makat Çatlağı)
    Bilimsel ismi ile anal fissür, halk arasında yaygın ismiyle makat çatlağı, makat bölgesinde en sık görülen ağrılı sorunların başında gelir.
    Dışkılama sırasında yırtılır tarzda ya da küçük bir cam parçası çıkarır tarzda şiddetli ağrı ya da acı hissine bazen küçük kanamalar eşlik eder.
    Tedavi için nitratlı veya bitkisel kremler, botoks uygulaması, cerrahi tedaviler gibi yöntemler kullanılır. Tedaviler sonrası gerekirse biofeedback (yeniden bağırsak eğitimi) uygulamaları ile dışkılama fizyolojisi düzenlenir.
    Kabızlık
    Kabızlık, bağırsak hareketlerinin zor veya normalden daha az gerçekleştiği durum anlamına gelir. Kabızlığın bir diğer adı konstipasyondur.
    Muayene bulguları normal olan ve risk faktörü bulunmayan hastalarda kabızlığın, posasız beslenme ve hareketsizlik gibi nedenlerle ortaya çıktığı tespit edildiğinde yalnızca beslenme ve kronobiyoloji önerileri sunulur.
    Yaşam tarzı ile açıklanamayan kabızlık sorunu olanlarda ise karın ağrısı, kilo kaybı gibi başka sorunlar da varsa, tanı için kolonoskopiye başvurulur.
    Hemoroid
    Hemoroid rektumun ve anüsün en alt kısmında, anal kanalın sonunda bulunan genişlemiş damarlardır. Bu kan damarlarının duvarları bazen gerilerek genişler, şişerek tahriş olur ve makatın dışına çıkarlar.
    Hemoroidler iç ve dış hemoroidler olarak ikiye ayrılır ve belirtilerine göre dört farklı derecede ölçülürler.
    Dış hemoroidleri fiziksel muayene yöntemiyle teşhis etmek mümkünken, iç hemoroidleri teşhis etmek ve olası diğer tıbbi sorunların varlığını kontrol etmek için rektoskopi, proktoskopi, anoskopi, sigmoidoskopi ve kolonoskopi gibi daha karmaşık muayene yöntemleri gerekebilir.
    Hemoroid tedavisi için eğer varsa, öncelikle altta yatan kabızlık yada ishal gibi sorunlar giderilerek barsak fonksiyonlarının düzenlenmesi sağlanır. Eğer semptomlar kendiliğinden düzelmiyorsa hap, fitil, krem, pomat ve mendil gibi farklı ilaç formları kullanılır.
    İlaç tedavisine dirençli ve yüksek dereceli hemoroidlerde, sıkışma ve tromboz gibi komplikasyonlara neden olan hemoroidlerde ise cerrahi tedavi yöntemlerine başvurulur.
    Cerrahi tedavi yöntemleri arasında bant ligasyon, skleroterapi, klasik cerrahi yöntemlerle hemoroidektomi operasyonu, ya da lazer ile operasyon vardır.
    Perianal Fistül ve Apse
    Perianal fistüller kronik ve sıkıntılı bir hastalıktır. Anal ya da perianal fistülün bir ağzı anüs etrafında görülürken diğer iç ağzı ise bağırsak içinde anormal bir yol şeklinde gelişir.
    Özellikle nüks eden hastalarda, olası kas harabiyetleri açısından anal basınçlar da anorektal manometre incelemesiyle değerlendirilir.
    Fistül tedavisi mutlaka cerrahi müdahale gerektirir. Anal pruritus (anal kaşıntı) Anal pruritus (kaşıntı) makat bölgesinde genellikle kronik olarak görülen bir sorundur.
    Bu sorun, bazen kıl kurdu gibi parazitler ya da “psoriasis” gibi bazı deri hastalıklarına bağlı olarak, bazen de hemoroidal hastalık, anal fissür, crohn hastalığı, anal bölge kanserleri gibi sorunlara ek olarak gelişebilir.
    Muayene sıraasında Anoskopi, rektoskopi, sigmoidoskopi, kolonoskopi, dışkı analizi, deri biyopsisi ya da alerji testi gibi çeşitli tanı yöntemlerine ihtiyaç duyulabilir.
    Kolon ve Rektum Kanseri (kolorektal kanserler)
    Kolon ve rektum kanserleri çoğunlukla bu bölgelerdeki poliplerden kaynaklanır. Dünyada her yıl yaklaşık bir milyon kişi kolon ve rektum kanseri tanısı almaktadır.
    Yaklaşık 1, 5 metre uzunluğunda olan kalın bağırsağın iç yüzeyinde oluşan kanserlere kolon kanseri adı verilir. Bu kanser türü kalın bağırsağın iç yüzeyini örten tabakadaki hücrelerin kontrolsüz büyümesi ile ortaya çıkar.
    Kalın bağırsağın son 15-20 cm.’lik bölümüne rektum adı verilir ve burada beliren kanserler rektum kanseri olarak adlandırılır.
    Kolorektal kanserin kesin sebebi bilinmese de kişide kolorektal kanser gelişmesini artıran risk faktörleri şunlardır:
    ●      İleri yaş ●      Erkek cinsiyet ●      Ailede kalın bağırsak kanseri bulunması ●      Kişinin daha önce kalın bağırsak, meme, yumurtalık, rahim kanseri geçirmiş olması ●      Kolonda poliplerin varlığı, ●      Ülseratif kolit / Crohn hastalığı gibi kronik iltihabi bir bağırsak hastalığının bulunması, ●      Çevresel faktörler: Hayvansal yağ ve kırmızı etin sık tüketimi, liften (fiber) fakir gıdalarla beslenme, obezite, düşük fiziksel aktivite, aşırı sigara ve alkol tüketimi.
    Kolon ve Rektum kanseri belirtileri dışkıda kan görülmesi, dışkılama alışkanlıklarında ishal ya da kabızlık şeklinde değişiklik, dışkının kalem gibi incelmesi, sık tuvalete gitme ihtiyacı fakat yetersiz dışkılama, aralıklı, bazen kolik tarzda karın ağrısı ve şişkinlik, gizli kan kaybına bağlı solukluk, dışkıda mukus görülmesi, halsizlik, zayıflama, karında kitle hissedilmesidir.
    Kolon Kanserinin Tanısı Nasıl Konulur?
    Kolorektal kanserlerin tanısı Kolorektal kanserlerin tanısı ilk etapta endoskopik tetkikler (kolonoskopi, rektoskopi, sigmoidoskopi, sanal kolonoskopi)  esnasında alınan örneklerin patoloji laboratuvarında değerlendirilmesiyle konur.
    Kanser tanısının kesinleşmesinin ardından görüntüleme yöntemlerine başvurulur. Akciğer filmi, tüm karın bilgisayarlı tomografisi (BT), ultrasonografi (US), manyetik rezonans görüntüleme (MR), endorektal ultrasonografi (ERUS), pozitron emisyon tomografisi (PET) hastanın ve tümörün özelliğine göre istenen incelemelerdir. Bu değerlendirme sonucunda hastalığın evresi  ve tedavi planı belirlenir.
    Ayrıca, hastalığn gidişatı ve vücuda olabilecek diğer etkilerini saptamak için tam kan sayımı, biyokimyasal tetkikler gibi kan testlerinden de faydalanılır.
    Bu kan testlerinden bir tanesi olan CEA (karsinoembriyonik antijen) tetkiki kalın bağırsak kanserlerinde yükselen bir belirteçtir ve hastalığın tanı ve takibinde kullanılabilmektedir.
    Kolonoskopi Nedir?
    Kolonoskopi, ucunda ışık ve kamera olan bir aletle, daha önceden dışkı temizliği yapılmış kalın bağırsağa makattan girilmesi ve hava vererek bağırsağı hafif şişirip bağırsak içinin incelenmesidir.
    Genellikle 30-45 dakika kadar sürmektedir. İşlem sırasında gerekli görüldüğü takdirde bağırsak içini kaplayan mukozal örtüden, anormal görüntülü dokulardan da biyopsiler alınabilir.
    Kalın Bağırsak (Kolon ve Rektum) Kanserinin Tedavisi
    Kolon ve rektum kanserinin başlıca tedavisi, cerrahidir. Günümüzde Kolon ve rektum kanserinin cerrahi tedavisinde laparoskopi uygulamaları giderek yaygınlaşmaktadır.
    Lokal eksizyon:
    Bazı küçük rektum tümörlerinde anüs yoluyla sadece tümörlü kısmın kesilip çıkartılmasına lokal eksizyon denir.
    Rezeksiyon:
    Tümörün yerleşim yerine bağlı olarak kalın bağırsağın bir bölümünün (veya tümünün) ve rektumun bir bölümünün (veya tümünün) kesilip çıkartılmasına rezeksiyon denir.
    Bu cerrahi teknikte bağırsak ile birlikte komşuluğundaki lenf düğümleri de birlikte çıkarılır. Çıkarılan bağırsaktan geriye kalan sağlıklı bağırsak uçlarının birleştirilmesine anastomoz denir.
    Kolon ya da rektum rezeksiyonları sonrasında çeşitli nedenlerle ince bağırsak ya da kolon karın duvarına dikilerek bir yapay anüs (ileostomi veya kolostomi) oluşturulabilir. Bağırsak içeriği, bu yapay anüsten karın duvarına yapıştırılan plastik torba içine boşalır.
    Kalın bağırsak kanserlerinin sistemik tedavisi kemoterapi ilaçları ve bazı hedefe yönelik ilaçlar ile sağlanır.
    Kalın bağırsak kanseri ameliyat ile tamamen vücuttan temizlense de , bazı tümör hücreleri lenf ve kan damarları yoluyla vücudun çeşitli yerlerine gidebilirler.
    Bu hücreler yok edilmediği zaman çoğalıp büyüyerek hastalığın vücudun herhangi bir yerinde yeniden ortaya çıkmasına (metastaz) neden olurlar. Bu nedenle kalın bağırsak kanserlerinde evreye bağlı olarak ameliyat sonrası koruyucu (adjuvan) kemoterapi uygulanır.
    Hedefe yönelik ilaçlar kalın bağırsak kanserinin tedavisinde çok sık olarak kullanılmaktadır. Bu ilaçlar sadece evre IV hastalıkta kullanılırlar.
    Kemoterapi gibi damar yoluyla uygulanırlar. Tümörü küçülterek, yaşam süresini uzatma anlamında  olumlu etkileri vardır. Bunun yanında bu ilaçların halsizlik, yorgunluk, bulantı ve kusma gibi kemoterapiye benzer yan etkileri yoktur.
    Karaciğer, Safra ve Pankreas Hastalıkları
    Karaciğer Hastalıkları:
    Gastroenteroloji hekimlerinin en sık karşılaştığı hastalıklar arasında karaciğer hastalıkları bulunmaktadır.
    Hepatit, kelime anlamı olarak karaciğer iltihabı demektir.  Hepatit türlerinde hastalarda izlenen başlıca semptomlar şunlardır: grip benzeri şikayetler, Ateş, Karın ağrısı, Halsizlik, Bulantı, Gözlerde sararma, Kusma, İştahsızlık, Şiddetli mide ağrısı ve ishal, eklem ağrısı, İdrarda koyulaşma, renksiz ya da soluk renkli dışkı, Ciltte ve göz aklarında sararma
    Hepatit A
    Hepatit A hastalığı, Hepatit A virüsünün neden olduğu, karaciğeri tutan ve sarılıkla karakterize bir enfeksiyon hastalığıdır. Dışkı ile yayıldığı için temiz olmayan su kaynakları ve bu sularla yıkanmış gıdalar virüsün yayılma kaynaklarıdır.
    Bu nedenle hijyen, hastalığa karşı korunmada büyük etkendir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yılda 1, 4 milyon Hepatit A vakası görülmektedir.
    Ülkemizde Hepatit A aşısı bebeklik döneminin rutin aşı takviminde yer alır ve iki doz şeklinde verilir. Aşı ömür boyu koruyuculuk sağlar.
    Kişi Hepatit A enfeksiyonu geçirmiş ise tekrar hastalığa yakalanmaz. Hepatit A tanısı kan testi yoluyla koyulur. Bu testte hepatit A hastalarının kanındaki IgM antikor seviyesine bakılır.
    Hepatit B
    Hepatit B, karaciğeri etkileyen ciddi bir hastalıktır ve Hepatit B virüsü nedeniyle ortaya çıkar. Hepatit B uzun ömürlü (kronik) olabilir ve karaciğerde hasar yaratarak siroza, karaciğer fonksiyon kaybına ve bazı durumlarda karaciğer kanserine neden olabilir.
    Hepatit B virüsü kan, cinsel yol ve vücut sıvılarının (tükürük, salya) yakın teması ile bulaşır. Hepatit B, doğum esnasında anneden bebeğe geçebilir. Tedavi edilmezse siroz ve karaciğer kanserine neden olabilir.
    Virüs hiçbir belirti vermeyebilir ve direkt karaciğer sirozu veya karaciğer kanseri tanısı yapabilir.
    Hepatit B hastalığı akut ve kronik olarak ikiye ayrılır:
    Akut Hepatit B virüsü enfeksiyonu, Hepatit B virüsüne maruz kaldıktan sonra ilk 6 ay içinde oluşan kısa süreli hastalıktır.
    Kronik Hepatit B virüsü enfeksiyonu ise Hepatit B virüsünün vücuda girerek 6 aydan uzun süre yok edilemediği ve Karaciğer hasarı (siroz), Karaciğer kanseri ve ölüm gibi  ağır tablolarla seyreden şeklidir.
    Bu iki formun yanı sıra, virüsün bulaştığı kimi bireylerde virüs hastalık oluşturmaz;  veya hastalık  iyileştikten sonra da vücutta kalır. Bu hastalarda herhangi bir belirti veya şikayet bulunmaksızın, taşıyıcılık söz konusu olur.
    Dünyada 400 milyon, Türkiye’de ise 3 milyon kişi Hepatit B taşıyıcısıdır. Hepatit B taşıyıcıları ömürleri boyunca virüse neden olan herhangi bir sorun yaşamazken, yüzde 10 oranında hastalık geliştirme riski taşırlar.
    Hepatit B virüsü dış ortamda bir hafta canlı kalabilir ve Hepatit C’den 10 kat, HIV’den de 100 kat daha bulaşıcıdır.
    Çocukların doğdukları andan itibaren, yetişkinlerin ise yüksek riskli bir iş kolunda çalışıyorlarsa Hepatit B aşısı yaptırmaları gerekir. Aşının ömür boyu koruyuculuğu vardır.
    Kısa süreli (akut) Hepatit B için genellikle özel bir tedaviye ihtiyaç duyulmaz, ancak şikayetleri hafifletmek için ilaçlar verilir. Uzun süreli (kronik) hepatit B ilaçla tedavi edilir. Tedavide Hepatit B virüsünün çoğalması ve virüsün karaciğere zarar verici etkisinin indirgenmesi hedeflenir.
    Hepatit C
    Hepatit C kan yoluyla bulaşan Hepatit C virüsünün (HCV) neden olduğu bir karaciğer hastalığıdır.
    Hepatit C, tüm dünyada yaklaşık 70 milyon kişinin mücadele ettiği önemli bir sağlık sorunudur. Türkiye’de ise yaklaşık her 100 kişiden birinin Hepatit C hastası olduğu tahmin edilmektedir.
    Nasıl Bulaşır?
    ●      Enfeksiyon riskleri açıısndan kontrolü sağlanmamış kan ve kan ürünlerinin nakli, ●      Üzerinde hepatit C virüsü ile enfekte olmuş kan bulunan kişisel hijyen ürünlerinin (diş fırçaları, traş makineleri veya tırnak makası gibi) paylaşımı ●      Doğru şekilde sterilize edilmemiş aletlerle yapılan diş tedavileri, ●      Enjeksiyon iğnesi gibi damar içi materyallerin birden çok kişi tarafından kullanılması ●      Steril olmayan tıbbi ve kozmetik malzemelerin kullanımı ●      Steril olmayan malzemeler ile dövme yapmak ve piercing kullanımı ●      Hepatit C virüsü ile enfekte organların nakli ●      Enfeksiyon riskleri açısından kontrolü sağlanmamış hemodiyaliz makinasıyla diyaliz
    Hepatit C’nin cinsel yolla bulaşma ihtimali düşüktür ancak, cinsel ilişki esnasında olabilecek kanamalar veya travmalara bağlı olarak bulaşabilir.
    Sarılma ve öpme, Hepatit C hastası olan kişi ile yiyecek veya içeceklerin paylaşılması, aynı ortamda bulunma ile herhangi bir bulaşma riski söz konusu değildir.
    Hepatit C klozet veya yüzme havuzlarından bulaşmaz. Aynı şekilde sivrisinek ısırması da hepatit C ‘ye neden olmaz.
    Hepatit C taşıyıcısı gebelerde virüsün bebeğe bulaş riski %10’dan az olarak tahmin edilmekle beraber bu geçişin gebeliğin hangi döneminde olduğu henüz net olarak tespit edilememiştir.
    Hepatit C taşıyıcısı annenin bebeğini emzirmesinde tespit edilmiş herhangi bir risk yoktur. Ancak, meme başında çatlak veya kanama bulunması, ya da annenin viral yükünün çok fazla olması gibi durumlarda emzirmeye ara verilebilir.
    Akut hastalık 6 aydan kısa sürmekle beraber, hastalığın neticesinde virüs vücuttan temizlenebilir veya akut karaciğer yetmezliği gelişebilir.
    Hepatit C virüsünün kronik hastalığa neden olduğu durumlarda yorgunluk ve bir takım bilişsel problemler gelişebilir. Bu ilk belirtilerden yıllar sonra virüs siroza ve karaciğer yetmezliğine neden olabilir.
    Karaciğer Kanseri
    Hepatit B ve Hepatit C veya siroza bağlı gelişen karaciğer tümörleri, genellikle erken dönemde belirti vermeyebilirler. Bu nedenle kanında Hepatit virüsleri bulunan kişilerin düzenli sağlık kontrolü yaptırması gerekir. Hepatit virüsünün varlığı, karaciğer kanseri gelişimi için çok önemli bir risk faktörüdür.
    Hepatit veya siroz zemininde gelişen karaciğer tümörleri tedavi edildikten sonra nüksetme eğilimi taşırlar.
    Karaciğer kanseri erken dönemde bir bulgu vermeyebilir. İleri safhada hastalığa karnın sağ tarafında oluşan yaygın bir ağrı, kilo kaybı ve karında şişlik eşlik eder. Karaciğer kanserinin tanısı, görüntüleme yöntemleri ile konmaktadır.
    Ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans ile karaciğerdeki tümör saptanabilmektedir. Ayrıca kandan tespit edilen alfafetoprotein (AFP), karaciğer tümörlerinde yükselen bir belirteç olarak kabul edilir.
    Tedavi Yöntemleri
    Karaciğer tümörlerinin tedavisinde cerrahi ile tümör kitlesi çıkarılır. Karaciğer fonksiyonlarının yeterli olduğu ve kitlenin çıkarılabileceği hastalarda ameliyat tercih edilmektedir.
    Ancak karaciğer naklinin gerektiği durumlar da mevcuttur. Bu tedavi yöntemi, tümörün karaciğer içinde sınırlı olduğu siroz hastalarında uygulanır. Ameliyat edilmeye uygun olmayan hastalarda ise diğer bazı girişimsel yöntemler uygulanabilir.
    Bu yöntemlerin tümünde kitleye lokal olarak ısı, soğutma veya kimyasal etki uygulanarak tümör dokusunun ölmesi sağlanır:
    ●      Kemoembolizasyon ●      Alkol enjeksiyonu ●      Radyofrekans ablasyonu ●      Kriyoterapi
    Karaciğer Kanserinin Sistemik Tedavisi
    İlerlemiş/metastatik karaciğer kanserinde sadece karaciğer üzerinde değil vücuttaki tüm doku ve organlarda etkili olan “sistemik tedavi” tercih edilir. Sistemik tedavi, kemoterapi ilaçlarını ve hedefe yönelik tedaviyi içermektedir.
    Karaciğer kanseri genellikle kemoterapi ilaçlarına dirençli bir kanser türüdür. Hedefe yönelik tedavi ilaçları, tümörün büyümesinde ve yayılmasında önemli olan damarlanma özelliğini ve bazı proteinlerin üretimini engelleyerek etki göstermektedir.
    Yapılan çalışmalar, ilerlemiş veya metastatik karaciğer kanserinde bu ilaçların yaşam süresini ortalama 3 ay kadar uzattığını göstermiştir.
    Pankreas, Karaciğer ve Safra Yolları Hastalıklarının Tedavisi
    Reyap Hastanesinde cerrahi tedavisi gerçekleştirilen safra yolları ve pankreas hastalıkları
    ●      Akut Pankreatit ●      Kronik Pankreatit ●      Pankreas Kanseri ●      Safra Kesesi Taşı (Kolelithiasis) ●      Safra Kesesi İltihabı ●      Safra Kesesi Polipi ●      Safra Yolu Yaralanmaları ve Darlıkları ●      Safra Kesesi ve Safra Yolu Tümörleri
    Pankreas Nedir?
    Pankreas mide ile omurga arasında saklı bir konumdadır. Sarımsı, yaklaşık 15 cm uzunluğunda, 5 cm genişliğinde ve 2 ila 3 cm kalınlığında bir salgı bezidir. Bu bez, pankreas başı, pankreas gövdesi ve pankreas kuyruğu olmak üzere üç bölüme ayrılır.
    Pankreas iki önemli görevi yerine getirmektedir:
    ●      Pankreas sindirim için önemlidir (ekzokrin işlev). ●      Pankreas kan şekeri seviyesini düzenler (endokrin işlev).
    Pankreas ve sindirim
    Pankreas, besinleri en küçük yapı taşlarına ayıran 20’den fazla değişik sindirim enzimi üretİr. Böylece besinlerin bağırsaktan kana geçişi sağlanır.
    En önemli pankreas enzimleri şunlardır:
    Amilaz: Karbonhidrat sindirimi
    Tripsin/Kimotripsin: Protein sindirimi
    Lipaz: Yağların sindirimi
    Besin bileşenlerinin en küçük parçalarına ayrılması, vücudun besinleri bağırsak üzerinden alabilmesi için önemlidir. Pankreas enzimlerinin eksik olması halinde sindirilmemiş besinler bağırsakta kalmış olur. Bu durum ishal, şişkinlik ve karın kramplarına neden olabilir. Yetersiz yağ sindirimi dışkının da yağlı olmasına sebep olabilir.
    Besin bileşenlerinin yetersiz alımı, kilo kaybı ve yağda çözünebilen belirli vitaminlerin (A, D, E ve K) eksikliği ile sonuçlanır.
    Pankreas günde 1, 5 ila 3 litre enzim içeren salgı  üretir. Üretilen bu salgı karmaşık bir kanal sisteminden geçerek ana kanalda toplanır; ve oniki parmak bağırsağına aktarılır.
    Oniki parmak bağırsağına bağlantı yerinden hemen önce bu pankreas salgısına karaciğerden gelen safra suyu karışır. Oniki parmak bağırsağında (Duodenum) pankreas enzimleri aktive olur ve mideden gelen besinlerin  sindirimi devam eder.
    Pankreas ve Kan Şekeri Dengesi
    Pankreas, sindirim enzimlerinin yanı sıra insülin hormonunu üretir. Pankreasta Langerhans Adacıkları olarak bilinen hücreler insülin üretiminden sorumludur.  İnsülin kan şekerini düzenler.
    Şeker vücudumuzun önemli bir enerji kaynağıdır. Şeker bağırsaktan kana alındıktan sonra insülin, şekerin kandan çeşitli vücut hücrelerine geçişini sağlar.
    İnsülinin az olması veya hiç bulunmaması durumunda şeker kandan ilgili vücut hücrelerine ulaşamaz. Kandaki şekerin sürekli olarak artış göstermesi hayati tehlikelere sebep olabilir.
    Pankreas, vücut için önemli bir role sahip olan glukagon hormonunun da üretimini sağlar. Bu hormon da ada hücrelerinde oluşur. Glukagon hormonu insülin hormonunun aksine çalışarak, düşük kan şekeri nedeniyle hücrelerin işlevi için bir tehlike oluştuğunda, vücuttaki rezervlerden, glukozu açığa çıkararak kan şekerinin yükselmesini sağlar.
    Pankreas enzimlerinin, insülin ve glukagon üretimi birbirine bağımlıdır. Herhangi bir nedenle pankreasta bir hasar oluştuğunda her iki işlev birbirinden bağımsız olarak bozulabilir.
    Pankreasta görülen bazı hastalıklar  akut pankreas ve kronik pankreas enfeksiyonu ve pankreas kanseridir.
    Akut Pankreatit (Akut Pankreas İltihaplanması)
    Akut pankreatit akut olarak, yani aniden oluşan bir pankreas iltihabıdır. Akut pankreatit pankreas hücrelerinin hasar görmesine ve geçici bir işlev bozukluğuna neden olur.
    ●      Akut Ödematöz Pankreatit
    Bu pankreas iltihabının hafif şeklidir.  Hastaların yaklaşık %85’i bu klinik görüntüye sahiptir. Burada pankreasın geçici bir hasarı söz konusu olur ve diğer organlar bundan çoğunlukla zarar görmezler.
    ●      Akut Nekroz Edici Pankreatit
    Pankreasın bu en ağır iltihabı hastaların yakl. %15’inde görülür. Burada pankreas dokusunun aniden, geniş kapsamlı bir hasarı söz konusudur. Bu durum, diğer organların işlevinin geçici kesintisine sebep olarak, bir sepsise (kan zehirlenmesine) ve hayati tehlikeye yol açabilir.
    Akut Pankreas İltihabı,  Sindirim enzimlerinin eksik üretimine bağlı sindirim bozuklukları ve insülinin az üretimine bağlı Diabetes mellitus (şeker hastalığı) gibi hastalıkların yanı sıra psödokist oluşumu veya pankreas apseleri gibi sorunlara da yol açabilir.
    Psödokist Oluşumu
    Pankreasın doku hasarından dolayı (pankreasın kısımlarının ölümü) pankreas yol sisteminde yırtıklar oluşabilir. Açığa çıkan pankreas suyu yavaş yavaş pankreasın içinde veya etrafında toplanır. Pankreas suyunun yarattığı bu duruma psödokist denilir.
    Psödokistler sıklıkla zaman içinde tedaviye gerek kalmadan yok olurlar, ancak gittikçe büyüyen ve ciddi sorunlara neden olabilecek psödokistler de mevcuttur. Psödokistlerin patlama ve içeriklerinin karın boşluğuna boşalma riski de mevcuttur.
    Psödokistlerde bazen endoskopik bir müdahale veya bir ameliyat gerekli olur. Burada kist sıvısı ince bağırsağa aktarılır.
    Pankreas Apsesi
    Bazen akut enfeksiyon baskısının azalmasından sonra pankreas çevresinde iltihap birikmesi görülebilir (pankreas apsesi). Bu tekrar tekrar ateş ataklarına neden olabilir. Çoğu zaman apsenin konumunu röntgen kontrolü (ultrason veya BT) ve lokal anestezi ile belirlemek ve küçük bir hortum (kateter) üzerinden tahliye etmek mümkün olur.
    Bunun mümkün olmaması halinde bir ameliyat ve antibiyotik tedavisi gerekir.
    Pankreas Kanseri
    Pankreası oluşturan hücrelerin normal sınırlar içerisindeki işlevlerini yitirerek kontrolsüz bir şekilde bölünüp bir tümör halini almasına pankreas kanseri adı verilir.
    Pankreas Kanseri Risk Faktörleri
    Sigara kullanımı, aile öyküsü, genetik faktörler ve bazı mutasyonların hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştırdığı saptanmıştır. Hastalığın obezite ile ilişkilendirildiği çalışmalar da mevcuttur.
    Pankreas kanserinin belirtileri nelerdir?
    Hastalık çoğunlukla belirsiz bulgular ile başlar. Karın üst bölümünde mide bölgesinde dolgunluk, rahatsızlık hissi, iştahsızlık erken dönemde hastaların hemen tümünde görülen ortak belirtilerdir. Bu hafif belirtiler hastalığın erken teşhisini zorlaştırır.
    Bazı durumlarda aniden ortaya çıkan şeker hastalığı, pankreas kanserinin erken bulgusu ve uyarıcısıdır. Ailesinde şeker hastalığı öyküsü olmayan hastalarda böyle bir tablonun ortaya çıkması, dikkat çekicidir.
    Safra taşı veya alkol kullanımı gibi bir etken yokken geçirilen pankreatit atağı da yine, pankreas kanserinin ilk bulgusu olabilir. Hastalığın ilerlediği dönemlerde şiddetli karın ve sırt ağrısı, sarılık, kilo kaybı, karında şişlik gibi bulgular ortaya çıkmaktadır.
    Tanı Yöntemleri
    Pankreas kanser tanısında, kan testleri ve görüntüleme yöntemlerinden yararlanılır.
    Hastaların kan testlerinde; CA 19-9 ve CEA gibi tümör belirteçleri, safra yolunun tıkandığı durumlarda  bilirubin değerleri ve karaciğer fonksiyon testleri çoğunlukla yüksek çıkar.
    Görüntülemede kullanılan yöntemler ise; ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonanstır.
    Tedavi Yöntemleri
    Pankreas kanseri tedavisinde öncelikli yöntem, tümörün cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Ameliyat sonrası dönemde kemoterapi ve radyoterapiye  genellikle ihtiyaç duyulur.
    Tümörün cerrahi olarak çıkarılmasının mümkün olmadığı lokal ileri evrede kemo-radyoterapi ile kitle boyutlarında küçülme sağlanarak cerrahi şansı elde edilebilir.
    İleri Medikal teknolojiler sayesinde hastalığın tedavisi sağlanabilmektedir. 
    Pankreas Kanseri & Whipple Ameliyatı
    Pankreas başı, bu bölgeye yakın safra yolları ve 12 parmak bağırsağı tümörlerinde uygulanan Whipple ameliyatları hayat kurtarıcıdır. Whipple ameliyatı (Pankreatikoduodenektomi ); pankreas başı, safra yolunun son kısmı, oniki parmak bağırsağının birleşim alanında görülen kanserlerin tedavisinde başvurulan ameliyattır.
    Pankreasta oluşan kanser pankreasın her yerinde olabileceği gibi genellikle baş bölgesinde gelişim gösterir.
    Sinsi ve hızlı ilerleyen pankreas kanserinde bulgular çok belirgin değildir, ilk bulgu çoğunlukla sarılık, karın ağrısı ve karnın sağ üst kısmında ele gelen şişliktir.
    Çok zengin lenf ve sinir ağlarına sahip olan ve bulunduğu yer itibariyle de zor belirti veren pankreas kanseri, erken dönemde yakalanması oldukça zor olan bir kanser türüdür.
    Üç organın birleşim yerinde (pankreas, on iki parmak bağırsağı ve safra yolu) gelişen kanserlerin tedavisinde, bu üç organın birbirinden ayrılarak ameliyat edilmesi mümkün olmadığından bu bölgedeki kitlelerde bu kavşak bir bütün olarak çıkarılır.
    Whipple bu karmaşık bölgenin kanserlerinin tedavisi için başvurulan bir tedavi yöntemi olmasına karşın bazen de kronik pankreatitler, pankreas başında yerleşimli kistik hastalıklar (özellikle IPMN) gibi iyi huylu hastalıkların tedavisinde de kullanılır.
    Sadece bu alanda çalışmayı tercih eden cerrahlar dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de pankreas cerrahisinin düşük risklerle yapılmasını sağlarlar.
    Whipple Ameliyatı Nasıl Yapılır?
    Whipple ameliyatı zor ve tecrübe gerektiren bir ameliyattır. Klasik Whipple’da midenin bir kısmı, 12 parmak bağırsağı ve ince bağırsağın bir kısmı, pankreasın başı bazen gövdesi de, safra yolunun bir kısmı, safra kesesi ve pankreasın etrafındaki lenf bezleri çıkarılır.
    Gelen safranın, mide içeriğinin ve pankreas sıvısının işlemine devam etmesi için mide, pankreas ve safra yolu ince bağırsakla ağızlaştırılır. Whipple ameliyatı açık, laparoskopik ve robotik yapılabilir.
    Mide girişinde ve çıkışında gözle görünür bir kapak olmasa da, kapak gibi davranan bir adele sistemine sahiptir. Bu kapağın olması sindirim sistemi için gereklidir.
    Pilor denilen bu kapağın ameliyat esnasında korunması sonrasında oluşabilecek sindirim sistemi şikayetlerinin önlenmesini sağlar. Kanserin yerleşimine göre bu özel kapağın korunması için “Pilor Koruyucu Whipple” ameliyatı uygulanmaktadır.
    Pilor koruyucu Whipple’da ise mide çıkartılmaz, oniki parmak bağırsağının bir kısmı korunarak ameliyat gerçekleştirilir.
    Whipple ameliyatı pankreas kanseri için gerçekleştiriliyorsa bazen tümörün damarları etkilemesi veya sarması nedeniyle bazı damarlarla (süperior mesenterik, portal ven) ilgili girişim de gerekebilir.
    Tümörün bu damarlarla ilişkili olması ameliyata engel değildir ancak bu durum ameliyatın zorluğunu arttıran bir faktördür.
    Whipple  ameliyatının süresi 5 ila 8 saat arasında değişmektedir.
    Whipple Ameliyatı Sonrası Beslenme
    Whipple ameliyatı sonrası beslenme oldukça önemlidir. Kademeli olarak beslenme yağdan ve proteinden fakir diyet ile devam eder. Ameliyat sonrasında pankreas enziminin azalması, insülin/glukogon dengesinin bozulması sebebiyle alınacak her gıdaya dikkat etmek gerekir.
    Besin değeri yüksek yiyecekler tercih edilmeli, ağır ve yağlı besinlerden, alkolden ve şekerli yiyeceklerden de uzak durulmalıdır. Besinlerin daha iyi emilmesi ve kolay sindirilmesi için ise gün içerisinde 5-6 öğün yemek yenmelidir. Yemeklerin yanı sıra günde en az 8 bardak su içmek gereklidir.
    Ayrıca doktor tarafından verilmiş olan ek vitaminlerin ve beslenme solüsyonlarının da kullanımı önemlidir.
    Whipple Ameliyatı Sonrası Bakım
    Ameliyat sonrasında doktorunuz tarafından verilen ilaçların kullanımı aksatılmamalıdır. Bu ilaçlar içerisinde en önemlisi pankreas enzimlerini düzenleyici ilaçlardır. İlacın dozu baştan ayarlanıp rutin kullanım sonrasında düzenlenecektir.
    Doktorunuz sizi rutin kontrollere çağıracaktır. İlk 2 yıl 3 ayda bir olan takipler, sonrasında 6 ayda bir olacaktır.
    Whipple ameliyatı sonrası yaşam boyunca yapılan alışkanlıklarda beslenme dışında da stresten uzaklaşmak, sigara kullanmamak gerekmektedir.
    Ameliyat sonrası kemoterapi ve/veya radyoterapi alınacaksa bu bölüme ait doktorlar bakım konusunda sizi bilgilendirecektir.

    Gastroenteroloji Doktorları

    HEMEN RANDEVU AL

      Hızlı randevu formunu doldurduktan sonra tarafınıza en kısa sürede çağrı merkezi temsilcilerimiz geri dönüş yapacaktır.  

      2

      HASTANE

      126

      UZMAN DOKTOR

      1200+

      PERSONEL

      45

      TIBBİ BİRİM

      500000+

      YILLIK HASTA SAYISI

      X